pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 PEYGAMBERLERİN HAYATLARI: HZ ZEKERİYYA(AS)IN HAYATI

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sayfalar

29 Ekim 2021 Cuma

HZ ZEKERİYYA(AS)IN HAYATI

HZ ZEKERİYYA(AS)IN HAYATI
Zekeriyyâ kelimesinin aslı İbrânîce Zekarya’dır ve “Yahve hatırlar” anlamına gelir. İslâmî kaynaklarda da kelimenin İbrânîce olduğu ve Zekeriyyü, Zekeriyyâ şeklinde telaffuz edildiği belirtilmektedir (İbn Düreyd, II, 324; Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 349; Jeffery, s. 151).
Benî İsrâîl peygamberidir. Soyu, Süleyman -aleyhisselâm-’a ulaşır. Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ’da Tevrât yazar ve kur­ban kesmeyi idâre ederdi. Mûsâ -aleyhisselâm-’ın dînini kuvvet­lendirirdi. Marangozluk yapar, el emeği ile geçinirdi. Kavmi tara­fından şehîd edilmiş olup türbesi Halep’tedir.
ALLAH'TAN (C.C) PEYGAMBER İSTEDİLER
Zekeriyyâ -aleyhisselâm- zamanında Şam ve Kudüs, Batlamyusçular’ın elindeydi. Bunlar, Beyt-i Makdis’e hürmet eder­ler ve İsrâîloğulları’nı hoş tutarlardı. Bu kavmin uluları, ibâdethâneden hiç dışarıya çıkmazdı. Beyt-i Makdis’te gece-gündüz ibâ­det ederlerdi. O zamanlar İsrâîloğulları arasında bir peygamber yoktu. Kendilerine bir peygamber göndermesi için Allâh’a ilticâ ettiler.
Nihayet Zekeriyyâ -aleyhisselâm- Allâh -celle celâlühû- ta­rafından peygamber olarak gönderildi.
Beyt-i Makdis’te dört yüz âzadlı âbid ibâdet etmekteydi. Âzadlı bir kişi, Allâh katında mûteber olmak isterse, hanımı hâ­mile olunca:
“–Yâ Rabbî! Oğlum olursa, onu sana ibâdet için Beyt-i Makdis’e nezir (adak) olarak adadım.” derdi.
Bu şekilde erkek çocuklar mutlakâ Beyt-i Makdis’e adanırdı. Bu âdet, Mûsâ -aleyhisselâm- zamanından kalmıştı. Allâh -celle celâlühû-, Mûsâ -aleyhisselâm-’a buyurmuştur:
“–Ey Mûsâ! Ben, kullarımdan o kişiyi severim ki, gençlik za­manından ihtiyarlık hâline kadar ömrünü ibâdetle geçirmiştir. Gençliğinde günah işlememiş ve gönlünü yalnızca bana bağla­yarak benim sevgimi kazanmıştır.”
HZ. ZEKERİYA'NIN (A.S) KÜNYESİ
Zekeriyyâ -aleyhisselâm-, Süleyman -aleyhisselâm-’ın so­yundan olan Elisa ile evlendi. Elisa, Meryem’in annesi olan Hunne’nin kızkardeşidir. Hunne’nin kocası, İmrân’dır.
Zekeriyyâ -aleyhisselâm- ile Elisa’dan Yahyâ -aleyhisselâm- doğmuştur.
HZ. ZEKERİYA'NIN (A.S) KUR'AN'DA GEÇEN ÖZELLİĞİ
Hz. Zekeriyyâ’nın Kur’an’da anılan bir başka özelliği de annesi tarafından mâbede adanan Hz. Meryem’in himayesini üzerine almış olmasıdır. Hz. Meryem’in mâbedde kimin himayesinde kalacağı hususunda İmrân ailesi arasında kura çekilince kura Hz. Zekeriyyâ’ya çıkar. Rivayete göre Hz. Meryem’in korunmasını üstlendikten sonra Hz. Zekeriyyâ mâbedde Hz. Meryem’e tahsis ettiği dua odasına (mihrab) her çıkışında onun yanında taze meyveler bulur. Bazı rivayetlere göre taze meyvelerden maksat onun kışın yaz meyvelerini, yazın da kış meyvelerini bulmasıdır. Meryem’e Allah tarafından meyveler ihsan edildiği bilgisine yer verilen rivayetlerde bu durumun Zekeriyyâ’yı, Allah’ın tıpkı Meryem’e mevsim dışı meyveler ihsan etmesi gibi yaşlanmış bedenlerinde bir çocuk üretebileceği düşüncesine sevkettiği ve bunun için Allah’a dua ettiği belirtilir.
Kur’ân-ı Kerîm’de adı altı yerde geçen Zekeriyyâ (Âl-i İmrân 3/37, 38; el-En‘âm 6/85; Meryem 19/2, 7; el-Enbiyâ 21/89) duası kabul edilen, hayırlı işlere koşan (el-Enbiyâ 21/90), namaz kılan (Âl-i İmrân 3/39), Meryem’i himaye eden (Âl-i İmrân 3/37) bir kişi ve Allah’ın kulu olarak (Meryem 19/2) anlatılmaktadır (Fîrûzâbâdî, VI, 92-93). Kaynaklarda Zekeriyyâ’nın Dâvûd ve Süleyman soyundan geldiği zikredilmektedir.
HZ. ZEKERİYA'NIN DUASI
Hz. Zekeriya’nın (a.s.) Kur’an-ı Kerim’de geçen duası...
Zekeriya (a.s.), Allah’a dua edip kendisine çocuk ihsan etmesini istemişti:
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
“(Ey Peygamberim!) Zekeriya’yı da (an). O, Rabbine; ‘Rabbim! Beni tek (yalnız başıma çocuksuz) bırakma. Sen, vârislerin en hayırlısısın (her şeyim sana kalacaktır)’ diye dua etmişti.” (Enbiyâ, 21/89)
Yüce Allah, Zekeriya Peygamberin duasını kabul ettiğini şöyle bildirmektedir:
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيَى وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ إِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ
“Onun duasını da kabul buyurduk ve ona Yahyâ’yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hâle getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.” (Enbiyâ, 21/90)
HZ. ZEKERİYA ŞEHİT EDİLDİ
İslâmî kaynaklarda onun tıpkı oğlu Yahyâ gibi şehid edildiği belirtilmektedir.
Bir hadiste marangozluk yaptığı bildirilen Zekeriyyâ’nın (Müsned, II, 296; Müslim, “Feżâǿil”, 169) vefatıyla ilgili hıristiyan kaynaklarında bilgi yoktur; İslâmî kaynaklarda ise onun tıpkı oğlu Yahyâ gibi şehid edildiği belirtilmektedir. Buna göre Yahyâ’nın Büyük Herod tarafından idam edilmesinden sonra yaşadığı bölgeden kaçan Zekeriyyâ yarılmış bir ağacın kovuğunda saklanmış, ancak şeytan onun elbisesinin bir kenarını dışarıda bırakmış, daha sonra düşmanlarına haber vermiş, onlar da ağacı keserek ikiye bölmüş, böylece Zekeriyyâ şehid edilmiştir (Sa‘lebî, s. 238-239). Türbesinin Halep Ulucamii bitişiğinde olduğu rivayet edilmektedir (DİA, XV, 248-249).
İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:
“O / Zekeriya: 'Ya Rabbî, bana oğlum olacağına dair bir alâmet bildirir misin?' deyince, Allah: 'Senin işaretin / delilin şudur: Üç gün müddetle halkla işaretleşme dışında konuşmayacaksın! Rabbini çok zikret, sabah akşam onu tesbih ve tenzih et!' buyurdu.” (Âl-i İmran, 3/41)
“(Zekeriya): ‘Bana bir alâmet göster ya Rabbî!’ dedi. Allah buyurdu: Senin alâmetin, (sağlığın yerinde olmasına rağmen) üç gece (üç gün) insanlarla konuşamamandır.” (Meryem,19/10)
- Bu her iki ayette de Hz. Zekeriya’ya bir çocuğunun olacağına dair verilen müjde sebebiyle onun, bu konuda bir alamet istediğine dair bilgiye yer verilmiş ve bu alametin, işaretin ve göstergenin de hasta olmadığı halde, konuşmadan kesilmiş olacağına yer verilmiştir.
Âl-i İmran suresinde “üç gün”; Meryem suresinde ise, “üç gece" ifadesine yer verilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, üç gün, üç gece boyunca onun dili tutulmuştur.
- Hz. Zekeriya, çok yaşlı olduğundan, hanımı zaten kısır bulunduğundan dolayı bu ilahî müjdeyi şaşkınlıkla karşılamış ve belki de aşırı sevincinden ötürü bir an önce eşinin gebe kalmasını ve bunun için de kendisine bir alametin gösterilmesini istemiştir. Allah da ilahî hikmetiyle bu alameti, üç gün boyunca dilinin tutulması olarak ön görmüştür.
Hz. Zekeriya’nın dilinin Allah tarafından konuşmaktan kesilmesinin iki faydası vardır: Birincisi: Hanımın gebe kaldığına dair bir alamet olmasıdır.
İkincisi: Bu büyük nimete karşı Rabbini tesbih etmesi için dünya işleri ve insanlarla alakasının kesilmesidir. Âl-i İmran suresindeki ilgili ayetin ifadesinde bu tesbih işi açıkça ifade edilmiştir.
Razî’nin ifade ettiği gibi, bu olay bir kaç yönden mucizedir:
a) Hz. Zekeriya’nın insanlarla konuşacak durumunun olmamasına rağmen, Allah’ı rahatlıkla zikr ve tesbih etmesidir.
b) Sağlığı yerinde olmasına rağmen, belli üç gün-üç gecede birden dilinin tutulup konuşmaktan kesilmesi, ayrıca Allah’ın bir mucizesi olduğunu gösterir.
c) Hz. Zekeriya, eşine ve yakınlarına dilinin tutulması durumunda hanımın gebe kalacağını söylemesi ve bu dediklerinin olduğu gibi tahakkuk etmesi, ayrıca bir mucizedir. (bk. Razi, ilgili ayetlerin tefsiri)
d) Üç günden sonra dilinin tekrar çözülmesi de bir mucizedir.
Demek ki, çocuğun olacağına dair verilen müjde bir mucize olduğu gibi, bununla ilgili meydana gelen olaylar zinciri de birer mucize parıltısı olmuştur.
- Ebu Müslim’e göre, bu ayetlerde söz konusu olan “üç gün konuşmama” meselesi, zorunlu bir dil tutulması değil, Allah’ın emriyle yapılan bir harekettir. Buna göre, Allah; Hz. Zekeriya’ya şöyle demiştir:
“Ben ne zaman sana: ‘Artık dilinle konuşmayı bırak, işaret diliyle konuş; dünya işleriyle / insanlarla uğraşmayı bırak, zikir ve tesbihlerle meşgul ol!’ diye emrettiğimde, sen artık hanımının gebe kalacağını bil; bu senin içi bir alamettir.”
Hz Zekeriya ‘nın Duası; Hz. Musa ile Hz. Harun’un babası olan İmran’ın hanımı hamile kalınca, “Rabbim! Karnımdakini sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et, şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilesin” (Al-i İmrân 3/35) diye dua eder, çocuğu doğunca “Meryem” adını verir. Meryem’in teyzesinin kocası ve İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden olan Hz Zekeriya (a.s.), Allah’ın emri ile Beyt-i Makdis’te çocuğun bakımını üstlenir. Hz Zekeriya, çocuğun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulur. “Meryem, bu sana nereden geldi?” diye sorar. Daha sonra babasız olarak Hz. İsa’yı dünyaya getirecek olan Meryem de “Bu, Allah katından” diye cevap verir. (bk. Âl-i İmrân, 3/35–37; Enbiya, 21/89)Hz Zekeriya, burada Allah’a şöyle dua eder :
Türkçe Okunuşu : “Rabbi heblî milledünke zürriyyeten tayyibeten inneke semî’uddü’âi.”
Anlamı : “Ey Rabbim! Bana katından temiz bir soy ihsan eyle, şüphesiz sen duayı işitensin!” (Âl-i İmrân, 3/38)
Hz Zekeriya ‘nın diğer bir duası da şöyledir.
Türkçe Okunuşu : “Rabbi lâ tezarnî ferden ve ente hayrulvârisîn”
Anlamı : “Rabbim! Beni yalnız başıma bırakma (bana bir çocuk ver), Sen varislerin en hayırlısısın.” (Enbiyâ, 21/89)
Yüce Allah, Zekeriya (a.s.)’nın duasını kabul eder ve kendisine yaşlı olmasına rağmen Yahya’yı ihsan eder. (bk. Âl-i İmrân, 3/39–41; Enbiyâ, 21/90)
Hz. Zekeriya ‘nın Hayatı Kısaca ( Hayatı Hakkında Bilgi ) :
Soyu Hz. Süleyman’a dayanmaktadır. Beyt-ül Makdis’de hoca olarak çalışırken peygamberlik görevi gelmiştir. Hz. Zekeriya’nın eşi, Hz. Meryem’in teyzesi İşa’dır. Hz. Meryem, Beytül Makdis’de özel bir odada gece gündüz ibadet etmekle meşgul oluyordu. Odadan hiç çıkmaz, erkek yüzü görmezdi. Buna rağmen Allah’ın hikmetiyle ondan Hz. İsa dünyaya geldi.
Hz Zekeriya bu durumu Yahudiler’e anlatsa da onlar inanmadı. Babasız çocuk olması mümkün değildi. Oysa onlar da biliyordu ki Hz. Adem’in annesi de babası da yoktu. Buna rağmen Hz Zekeriya’ya inanmayarak onu öldürdüler. Bir rivayete göre Zekeriya, oğlu Hz. Yahya öldükten sonra ölmüştür.Hz Zekeriya ‘nın Mucizeleri :
1. Kalemleri, kendi kendine Tevrat’ı yazardı. Zekeriya (a.s.) Beyt-i Makdis’te mahiyetinde yetmiş kişi olduğu halde Tevrat yazarlardı. Yahudilerin biri gelip; “Hak peygamber olsaydın, elinde Tevrat yazmaya muhtaç olmazdın; sen de elinle yazıyorsun, emrindekilerle aranızda hiçbir fark görmüyorum.” diye konuştu. Hazret-i Zekeriya bu söze çok üzüldü ve meraklandı. Cebrâil (a.s.) gelip: “Ey Zekeriya, buradan kalkınız! Kaleminize emir ediniz, kendi kendine yazsın!” dedi. Hazret-i Zekeriya kalkıp, emir edince, kalem istenen şeyi yazmaya başladı. O saatte kalem on iki sure yazdı. Bu mucize ile birçok kimse iman etti.
2. Hazret-i Zekeriya (a.s.) hazret-i Meryem’i terbiyesi altına aldığı vakti, yazılması lazım gelen kefaletnameyi, kalemsiz, hokkasız yazmışlardır.
3. Kur’ân-ı kerimde bildirildiği gibi, Hazret-i Zekeriya (a.s.) ve Beyt-i Mukaddes hademe ve kayyimlerinden yirmi dokuz kişi arasında hazret-i Meryem’in kefaleti hakkında meydana çıkan ihtilaf üzerine herkes kendi kalemini Ürdün suyuna atmışlarken, yalnız Hz Zekeriya (a.s.)’nın kalemi suyun üzerinde dikilmiş kalmıştır.
4. Ağaçlar, Hazret-i Zekeriya (a.s.) konuşurlardı. Yahudilerden bir kısım kendisini şehit etmek üzere araştırırlarken, kendileri de onlardan kaçtığı vakit, bir ağaç; “Ey Allah’ın peygamberi, gel bende gizlen seni ben muhafaza ederim” diye dile gelmişti.
5. Hazret-i Zekeriya (a.s.) su üzerinde yürür ve mübarek ayakları ıslanmazdı. Kendisi için suda yürümekle, karada yürümek arasında fark yoktu.
6. Hazret-i Zekeriya (a.s.) ‘dan mucize istendiği vakitte, yakınlarındaki ağaçlara mübarek eliyle işaret etmiş, hemen ağaçlar, köklerinden kopup, önlerine gelip kalmışlardır.
Kuran-ı Kerîmin Âl-i İmrân, Meryem, Enbiyâ ve En’am surelerinde Hazret-i Zekeriya (a.s.)’la ilgili haberler
ZEKERİYYA (AS) IN AĞACIN İÇİNE GİZLENMESİ
Kur'an-ı Kerim'den öğrendiğimize göre, Hz. Meryem hurma ağacının altında ilâhî rahmete ve feyze muhatap olmuştu. Üzerindeki korku, mahzunluk gitmişti. Mevsim kış olmasına rağmen hurma ağacı meyvesini vermiş, daldaki hurmalar Hz. Meryem'in önüne dökülmüştü. İşte bu sırada İsa Aleyhisselâm dünyaya teşrif eder. Anne heyecan ve sevinç içinde yavrusunu kucağına alır. Ancak yine de kalbindeki sıkıntı geçmemiştir. Evlenmeden bir çocuğu olmuştur. Bunu kavmine nasıl anlatacaktır? Onlar inanmayacaklar; ne yapsa, ne etse, Hz. Meryem'i anlamayacaklardı. Âlemlerin Rabbi buyuruyor ki:
"Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." (Meryem, 19/26)
İsa Aleyhisselâm'ın doğumunda bazı harikulâde olaylar meydana gelmiştir. Bunların birkaçını burada zikredeceğiz. Bir hadis–i şerifte Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Âdemoğlundan doğduğu vakit şeytanın dürtüp de ağlatmadığı kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu İsa hariçtir." [Buhârî, Enbiya 44, Bed'ü'l–Halk 11, Tefsir, Âl–i İmran 2; Müslim, Fezâil 147, (2366)]
Rivayet edilmiştir ki, İsa Aleyhisselâm'ın doğumu meydana gelmek üzere iken bir grup şeytan bunu görür. Ona yaklaşmak isterler; fakat buna muvaffak olamazlar. Durumu reisleri olan İblis'e haber verirler. İblis; emir eri şeytanları dinledikten sonra bu işte bir iş var diyerek, kendisi olay mahalline gider. Bir de bakar ki, meleklerden meydana gelmiş bir ordu tarafından koruma altına alınan bir anne ve çocuğu vardır. Yukarıdaki hadis–i şerifin işaret ettiği olay budur.
Bir başka rivayette de şöyle anlatılır: Hz. Meryem'i aramaya çıkan birkaç kişi, yolda bir çobana rastlarlar. Hz. Meryem'e rastlayıp rastlamadığını sorduklarında çoban: "Söylediğiniz gibi birini görmedim. Fakat dün gece yaşadığım olayı, bunca senedir çobanım, hiçbir zaman yaşamadım. İneklerim dün gece hep birlikte şu gördüğünüz vadiye yönelerek secde ettiler."
Bir başka rivayette ise; çoban, vadi tarafını işaret ederek, gece oraya bir nurun indiğini gördüğünü söyler.(İbn Kesir, Hadislerle Kur'an–ı Kerîm Tefsiri, çev. Bekir Karlığa – Bedrettin Çetiner, X/5135)
Doğum olayından sonra amcaoğlu Yusuf, Hz. Meryem'i bir mağaraya götürür ve Hz. Meryem nifâstan temizleninceye kadar orada kalır. Kırk gün dolunca çocuğunu kucağına alır ve şehre doğru yola koyulur.
Şehre yaklaştıkça Hz. Meryem'in heyecanı artar. Meryem'in kucağında bir bebekle geldiği haberi şehre ulaşır. Haberi duyan fitne odakları rahat durur mu? Hz. Meryem'i büyük bir kalabalık karşılar. Ona sorarlar:
"Ey Meryem! O kucağındaki çocuk kimin?"
Konuşma orucu tutan Hz. Meryem cevap vermez. Cevap alamayan kalabalıktan değişik sorular gelmeye başlar. Bu durum Kur'an–ı Kerîm'de şöyle bildirilmektedir:
"Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın." (Meryem, 19/27)
Hz. Meryem sorulan sorulara cevap vermez, sabreder. Sataşmalar olur:
"Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi." (Meryem, 19/28)
Âyet–i kerimede adı geçen "Harun"un kim olduğu hakkında birkaç değişik görüş ileri sürülmüştür. Bunlardan birinde, Hz. Meryem'in atası olan Harun Aleyhisselâm'ın kastedildiği söylenmiştir. Bir diğer görüşte ise, bunun, o devrin İsrailoğulları arasında ahlâksızlığı ile bilinen "Harun" ismindeki kişi olduğu söylenir. Sırf Hz. Meryem'e hakaret olsun diye, onu onunla kardeş olarak anarlar. Bir başka rivayete göre de bu kişi, babasının akrabalarının içinde şeref ve namusu ile zirveye çıkmış "Harun" ismindeki bir kişidir. En doğrusunu hiç şüphesiz Allah Celle Celâluhu bilir.
Sataşmalar karşısında Hz. Meryem daha fazla dayanamaz ve el işareti ile kucağındaki çocuğu gösterir. İşaret ederek, "Bana değil; bu çocuğa sorun, size o cevap verecek." demek ister. Bu durum Kur'an–ı Kerîm'de şöyle anlatılmaktadır:
"Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. "Biz," dediler, "beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?" (Meryem, 19/29)
Meryem'in bu tavrı, orada bulunan kalabalığın tansiyonunun iyice yükselmesine sebep oldu. Nasıl olurdu da bir bebekle konuşulabilirdi. Meryem de işi iyice azıtmıştı, yaptığı ahlâksızlığın yanında bir de kendileri ile alay ediyordu. Dediler ki: "Bunun bizimle alay etmesi, zinasından daha beter!"
Rivayet olunduğuna göre; tam o sırada Hz. İsa Aleyhisselâm meme emiyordu. Bu sözü duyunca memeyi bıraktı, yüzünü onlara çevirdi, sol tarafına yaslandı ve ardından şehadet parmağı ile işaret etti. İsa Aleyhisselâm'ın onlara beşikte iken konuştuğu, bundan sonra çocukların konuşabilecekleri yaşa gelinceye kadar bir daha konuşmadığı da söylenmiştir. Bu olaylar meydana gelirken, Zekeriya Aleyhisselâm'ın da olaydan haberi olur ve derhal olay mahalline gelir. Ana kucağında duran İsa Aleyhisselâm'a hitaben:
"Eğer konuşman emredildiyse, konuş; hüccetini ortaya koy." der.
Tam bu esnada akılara durgunluk veren olay cereyan eder. Kur'an–ı Kerîm'e kulak verelim:
Çocuk şöyle dedi: "Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı." (Meryem, 19/30)
Çocuğun konuştuğunu gören kalabalık, dehşete düşer. Böyle bir olay, o güne kadar ne görülmüş, ne de duyulmuştur. Bebek konuşmaya devam eder:
"Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı, beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır." (Meryem, 19/31–33)
Bu olaya şahit olanların söyleyecek sözleri kalmamıştı. Kalabalık sessizce dağıldı. Ne var ki, fitne ve fesat durur mu? Hiçbir zaman durmadı ki, o zaman dursun. İsrailoğullarının fesat, yalan, iftira ve bozgunculuk damarı bir defa kabarmıştı. Bunca açık mucizeyi gördükten sonra bile Hz. Meryem'e iftira atmaktan vazgeçmediler. Şimdi de Hz. Zekeriya Aleyhisselâm'ı olayın içine çekmeye çalışıyorlardı.
Hz. Meryem evladının büyümesi ile meşgul olurken, içten içe yayılan dedikodu ve fesat zehirleri de büyük rahatsızlık meydana getiriyordu. Baskı her geçen gün artarak çoğalıyordu. Artık dayanılacak gibi değildi. Kararını verdi, buralardan uzaklaşacaktı. Mısır'a gitmeye karar verdi, Amcaoğlu Yusuf ile birlikte Mısır'a gidip, yerleşti. Anne oğul Mısır'da bir süre kaldılar. Rivayet edildiğine göre; Mısır'da on iki yıl kaldılar.
Onlar Mısır'da yaşamlarını sürdürürken, Zekeriya Aleyhisselâm da yeni doğmuş olan Yahya Aleyhisselâm ile meşgul olmaktadır. Yahya Aleyhisselâm; İsa Aleyhisselâm'dan yaklaşık olarak beş altı ay önce doğmuştur. Bu doğum ihtiyar babayı son derece mutlu etmiştir. Bu mutluluğunu bozan İsa Aleyhisselâm'ın durumudur. Netice olarak, Yahya gelişip büyümekte, İsa Aleyhisselâm da annesi ile birlikte Mısır'da yaşamını sürdürmektedir. Bu arada iftira kampanyası hızla devam etmektedir.
Bu iftiraları çıkaranların elebaşları, Zekeriya Aleyhisselâm'a kötülük etmeye karar verirler. Onu takibe alırlar. Bir gün tenha bir yerde Zekeriya Aleyhisselâm'ı kıstırırlar. Yaşı oldukça ilerlemiş bulunan Zekeriya Aleyhisselâm adamların kötü niyetli olduklarını anlar ve onlardan uzaklaşmaya çalışır. İsrailoğullarının teröristlerinden kaçarken, rivayet edildiğine göre; bir ağacın yanından geçmekte idi. Ağaç dile gelerek: "Ey Allah'ın resûlü, bana gel!" der.
Ağaç birden yarılır ve Zekeriya Aleyhisselâm ağacın içine girer ve kurtulur. Ancak şeytan burada yapacağını yapar. Ağacın içine girerken, giydiği elbisenin eteğinden bir parça dışarıda kalır. Ağacın yanına gelen teröristler ağaçtan dışarı sarkan elbise parçasını görünce bu işte bir tuhaflık olduğunu anlarlar ve ağacı kesmeye karar verirler. Ağacı ortadan keserler. Böylece ağacın içinde bulunan Zekeriya Aleyhisselâm da ağaçla birlikte kesilir ve şehit peygamberler kervanına katılır. (Peygamberler Tarihi, Osmanlı Yayınevi, I/275)
Zekeriya Aleyhisselâm, İsrailoğullar'nın şehit ettikleri ilk peygamber değildir, son peygamber de olmayacaktır. Oğlu Yahya da babasının yolunda olacaktır. O da İsrailoğullarının azgın teröristleri tarafından öldürülecektir.
Geçmiş peygamberlerle ilgili anlatılan bazı bilgiler İsrailiyata dayanmaktadır. İslami kaynaklarda geçmeyen bilgilere itimat etmemek gerekir. Ayrıca peygamberler masumdur, günah işlemezler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder