pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 PEYGAMBERLERİN HAYATLARI: HZ İSMAİL(AS) IN HAYATI

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sayfalar

28 Ekim 2021 Perşembe

HZ İSMAİL(AS) IN HAYATI

HZ İSMAİL(AS) IN HAYATI
İsmail Aleyhisselâmın Soyu:
İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz.Hâcer´den doğan ilk ve bü­yük oğludur.[1]
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu,
İsmail Aleyhisselâmın Annesiyle Birlikte Mekke´ye Götürülüşü, İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi, İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu, İsmail Aleyhisselâmın Arapça Öğrenişi, İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Ata Biniciliği, İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı, İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi;
İsmail Aleyhisselâmın Kabe´yi Babası ile birlikte yapışı… bahisleri için, İbra­him Aleyhisselâma âid bölüme bakınız![2]
İsmail Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
İsmail Aleyhisselâm: boylu, boslu, ak saçlı, güzel ve nurlu yüzlü, kırmızımsı ten-li[3], küçük başlı, büyük gözlü, uzun burunlu, kalın boyunlu, geniş omuzlu, uzun elli ve uzun ayaklı, çok güçlü ve kuvvetli idi.[4]
HZ İSMAİL(AS) IN PEYGAMBERLİĞİ VE NAZI VASIFLARI
İsmail Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri
İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, ge­rek Kabe ve gerek Hacc amellerine âid hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti.[5]
İlk olarak Kabe´ye örtü örttü.[6]
Yüce Allah, İsmail Aleyhisselâma Peygamberlik verdi.[7]
Onu; Mekke´de ve Mekke çevresinde oturan Cürhüm ve Amalika halkı ile Ye­men kabilelerine[8], Me´rib ve Haciramevt taraflarına[9] Peygamber olarak gönderdi. [10]
Elli yıl, onları, İslâmiyete davet etti. [11]
Davet ettiği kimselerden bazısı iman, bazı inkâr etti. [12]
İman edenler, pek az idi. [13]
İsmail Aleyhisselâm, vazifesinde sabr ve sebat edenlerdendi. [14]
Sözünde, sâdıktı. [15]
Günahkârları, Mekke Hareminden, ilk sürüp çıkarandı. [16]
Kendilerine üstün meziyetler verilenlerden[17], en hayırlı olanlardandı., [18]
Namazlarını, kılmalarını, zekâtlarını vermelerini Ev halkına ve kavmine emrederdi.
Kendisi, Allah katında Rızâ´ya ermişti., [19]
İsmail Aleyhisselâm; Mekke´nin sıcaklığından şikâyetlenince, Yüce Allah:
“Ben, sana, Cennet´ten bir kapı (pencere), açacağım!
Kıyamet gününe kadar, oradan, sana serin serin yel esecektir!” buyurdu.
Pencere açılacağı bildirilen yer, kendisinin, vefat ettiği zaman, gömüldüğü Hicr
İdi.[20]
HZ İSMAİL(AS) IN VASİYETİ VE VEFATI
İsmail Aleyhisselâmın Bir Vasiyeti Ve Vefatı:
İsmail Aleyhisselâm, ölüm döşeğine düşünce, kızı Nesîme´yi, Ays´a nikahla­masını, kardeşi İshak Aleyhisselâma vasiyet etti. [21]
İshak Aleyhisselâm da, Ağabeyinin bu vasiyetini, yerine getirdi. [22]
Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra, İsmail Aleyhisselâm da, ve-fat etti. [23]
Hicr´de gömülü bulunan annesi Hz.Hâcer´in yanına gömüldü. [24] İsmail Aleyhisselâm vefat ettiği zaman, yüz otuz yedi yaşında idi. [25] Ona ve Âline ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![26]
İSMAİL(AS) TABUTUNUN BULUNMASI
Hatim Kazılırken İsmail Aleyhisselâmın Tabutuna Rastlanışı:
Abdullah b. Zübeyr; Haccac´ın, Mancınıkla attırdığı taşlarla yıkılan Kabe´yi, ye­niden yaptırırken (Hicrî: 64), Hatîm´i kazdırdığı sırada, orada, yeşil taştan bir Tâ­but buldu.
Bunun hakkında Kureyşîlerden bilgi istedi. İstediği bilgiyi, hiç birinde bulama­yınca, Abdullah b. Safvan´a adam gönderip ondan sordurdu.
Abdullah b.Safvan:
“Bu, İsmail Aleyhisselâmın kabridir. Onu, yerinden kımıldatma!” dedi.
Abdullah b.Zübeyr de, Tâbut´u, olduğu gibi bıraktı. [27]
HZ İSMAİLİN(AS) OĞULLARI
İsmail Aleyhisselâmın Oğulları:
İsmail Aleyhisselâm, ilk zevcesini boşadıktan sonra[28], Cürhümîlerden Mudad b.Amr´ül Cürhümî´nin kızı ile evlenmiş, kendisinin, ondan on iki oğlu doğmuştu. [29]
Mudad´ın kızının ismi Ra´le idi. [30]
İsmail Aleyhisselâmın, Ra´leden doğan oğullarının isimleri şöyle idi:
1) Nâbit,
2) Kaydar,
3) Ezbel veya Ezbil
4) Mebşa veya Menşâ,
5) Mişma´ veya Meşmae,
6) Maşı,
7) Duma,
8) Ezer veya Ezür,
9) Tayma,
10) Yatur,
11) Nebiş veya Neyiş,
12) Kayzuma[31]
İsmail Aleyhisselâmdan Sonra Kabe Hizmetlerinin Kimler Tarafından İdare Edildiği?
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra, Kabe hizmetini, oğlu Nabit, üzerine alıp yönetti. [32]
Bu hizmetin, önce Kaydar, ondan sonra Nabit tarafından yönetildiği rivayet olun­duğu gibi|[33];
İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra Kabe hizmetiyle, önce, Kaydar´ın, sonra, Teymen b. Nabt´ın, ondan sonra, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt´ın meş­gul olduğu ve Nabit´in vefatı üzerine de, bu hizmetin, Cürhümîler tarafından gö­rüldüğü rivayet ve Nabit´in şeceresi de, Nabit b. Hemeysa´, b. Teymen, b. Nabt, b. Kaydar, b. İsmail Aleyhisselâm olarak kaydedilir. [34]
Kaydar´ın Bazı Özellikleri:
1) İsmail Aleyhisselâmın oğullarından Kaydar´ın yüzünde Muhammed Aleyhis­selâmın Nûr´u parıldardı.
2) Savaşçılık,
3) Güreşçilik,
4) Ok atıcılık,
5) Avcılık,
6) Ata binicilik… gibi bir takım özellikleri de, vardı.
Her gün, av silahının yanına vardığı zaman, silahından, ya dişi bir geyiğin, ya da, bir kuşun:
“Allah´ın ismini anmadıkça, beni, kesme! Besmele çekmedikçe de, yeme!” diye seslendiğini işitirdi. [35]
İsmail Oğullarının Mekke´den Dağılışı Ve Yönetimin Cürhümîlere Geçişi:
Nâbıt vefat ettiği zaman, İsmail Aleyhisselâmın oğulları, geçim bolluğu olan yer­lere dağıldılar.
İçlerinden bazısı ise;
“Biz, Allanın Hareminden ayrılmayız!” diyerek Mekke´de kaldılar.
Mekke´de kalanlar arasında, İsmail Aleyhisselâmın küçük yaştaki çocukları da, bulunuyordu. [36]
Bunun için, Kabe hizmetini, İsmail Aleyhisselâmın oğullarının ana tarafından babaları olan Mudad b. Amr´elcühenî, üzerine aldı. [37]
Allah’a teslimiyetin en güzel örneklerinden biridir Hz. İsmail’in kurban edilişi. Bu teslimiyet karşısında Allah onlara katından Cebrail (as) ile bir kurban gönderdi. O günden kıyamete kadar, kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi yâd edilecek.

Hz. İbrahim (as)’in, yıllar geçmesine rağmen bir evladı olmamıştı. O, ellerini kaldırarak Rabbine şöyle dua ediyordu: 
AYET: “Ya Rabbi! Bana salihlerden olacak bir evlat ver!” (Sâffât 37/100) Duasının üzerinden yıllar geçmiş, Hz. İbrahim’in hicreti Mısır‘a kadar uzanmıştı. Bir müddet burada kalan güzide insanlara Hacer isminde birisi daha katılmıştı. Bir rivayete göre o bir kral kızıydı. Başka bir rivayete göre ise Mısır’ın doğu illerinden koparılmış ve Mısır sarayına gönderilmiş bir cariyeydi. İşte bu cariye, İbrahim’in eşi olmakla şereflendi.
Peygamber Efendimiz Hacer validemize hürmet gösterilmesini, Mısır’ı fethettikleri zaman Hz. Hacer validemizin hatırına Mısırlılara iyi davranılmasını ashabına ve Müslümanlara özellikle tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştu: “Eğer Mısır’ı fethederseniz, halkına iyi muamele ediniz. Çünkü onların bizde hakları ve bizimle akrabalıkları vardır.” Kendisine akrabalık sorulunca “İsmail’in annesi onlardandır” cevabını vermişti
AYET: İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.”
(Sâffât, 37/101)
Bir süre sonra Yüce Allah onlara bir oğlan çocuğu nasip etti. Adını İsmail koydular.
ALLAH’A VERDİĞİ NİMETLERDEN DOLAYI ŞÜKRETMENİN ADI: KURBAN
Hz. İsmail’in doğumundan sonra Sare, Hacer validemizi kıskanmaya başladı. Bunun üzerine Hz. İbrahim’in eşi Sare, Hz. İbrahim’e Hacer’le İsmail’i başka bir yere götürmesini söyledi.
AYET: “Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Namazlarını beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye. Ey Rabbimiz! Sen de insanlardan mümin olanların gönüllerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Ne yerde ve ne gökte hiçbir şey Senden gizli kalmaz.”
(İbrahim 14/37-38)
Hz. İbrahim, Yüce Allah’ın izniyle Hacer’i ve İsmail’i yanına alarak yola çıktı. Günlerce yürüdüler. Ovalardan, tepelerden, ıssız çöllerden geçtiler. Mekke yakınlarına kadar geldiler. O sırada İsmail iki yaşında idi. Nihayet bugün Kâbe’nin bulunduğu yere vardılar. Bir ağacın altında durdular. Etrafta kimsecikler yoktu. Hz. İbrahim ana ile oğulun yanına biraz yiyecek ve su bıraktıktan sonra oradan uzaklaştı. Hacer arkadan bağırıyordu: “Bizi bu ıssız yere bırakıp nereye gidiyorsun? Biz bu dağ başında ne yaparız, nasıl yaşarız?”
Hz. İbrahim Hacer’in sesine, gözyaşlarına dayanamıyordu. Yine de yoluna devam etti. Bir süre sonra Hacer şöyle seslendi: “Yoksa bizi buraya bırakmanı Allah mı emretti?” O zaman Hz. İbrahim döndü ve şöyle dedi:
-Evet, Yüce Allah emretti.
Hacer’in içi rahatlamıştı. Oğlu İsmail’i kucağına aldı. Sallamaya başladı:
-Öyle ise Allah bize yeter. O bizi korur, bizi besler.
Aradan günler geçti.
SEFA VE MERVE ARASINDA
Hacer ağaç dallarından ve taşlardan bir kulübe yaptı. Orada yaşamaya başladılar. Ancak bir süre sonra suları bitti. Küçük İsmail susuzluktan ağlamaya başladı. Hacer bu duruma artık dayanamıyordu. Çocuğun ağlayışları onu çılgına çeviriyor, Hacer ne yapacağını bilemiyordu. Acele ile dışarıya çıktı, hızla Sefa tepesine yürüdü, tepenin üzerine kadar çıktı, etrafına baktı, hiç kimse ve su yoktu. Çaresizlikten inledi. Tepeden indi. Koşarak bu sefer karşıdaki Merve tepesine tırmandı. Orada da kimseyi göremedi, suyu bulamadı. Uzaktan uzağa kulübede ağlayan İsmail’in sesi geliyordu. Hacer Sefa ve Merve tepeleri arasında kendini kaybetmiş gibi tam yedi kere gidip geldi. Güneş iyice yükselmişti. Hacer ümitsizlik içinde kulübesine döndü. Belki de oğlu İsmail susuzluktan ölmüştü.
Kulübeye girince İsmail’in yanı başından bir su kaynayan bir su gördü. Ve İsmail orada oynuyordu. Hacer suyun aktığını görünce boşa gideceğinden korktu ve Arapça “Zem zem”, yani “dur dur” demeye ve eliyle suyu tutmaya başladı. Çok sevinmişti. İşte Yüce Allah onların imdadına yetişti ve susuzluktan kurtuldular. Hacer, Allah Teâlâ’ya secde etti ve ona şükretti.
Bugün Kâbe’de bulunan zemzem kuyusu, işte bu sudur.
Hazreti Peygamber, bununla ilgili olarak şöyle der:
“Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet eylesin! Eğer o, zemzemi kendi hâline bıraksaydı da suyu avuçlamasaydı, akıp giden bir ırmak olurdu.”
Hz. İsmail ve Hacer bulundukları yerde kendi başlarına yaşarken bir gün Cürhüm kabilesinden bir topluluk, suyu görerek oraya geldiler. Hacer Hanım’dan izin alarak vadiye yerleştiler. Kısa zamanda o bölge şen ve bayındır oldu.
Hz. İbrahim bir zaman sonra karısı ve oğlu İsmail’i ziyarete geldiğinde, bu ıssız vadiyi şenlenmiş buldu. Bu duruma çok sevindi.
AYDINLIK BİR RÜYA
Artık Hz. İsmail de büyümüş, koca bir delikanlı olmuştu. Hz. İbrahim bir gün Mekke’de bir rüya gördü. Rüyasında oğlu İsmail’i Allah Teâlâ’ya kurban ediyordu. Önce bu rüyasının doğruluğundan şüphe etti. Ancak aynı rüyayı daha sonraki gecelerde de görünce bunun Yaratan’dan gelen bir emir olduğunu anladı.
HZ. İBRAHİMİN OĞLU HZ İSMAİLİ KURBAN ETMESİ
Yüce Allah Hz. İbrahim’i çok ağır bir sınava çekiyordu. Oğluna ip ve bıçak almasını, birlikte dağa çıkıp odun getireceklerini söyledi. Zaten baba oğul sık sık yakınlardaki dağlara gider, oradan odun getirirlerdi.
İsmail ip, balta ve bıçak aldı. Hazırlıklarını gördüler. Beraberce yola çıktılar. Allah’ın dostları en ağır sınavlardan geçiyordu. Babası, İsmail’e yaklaştı ve şöyle dedi:
AYET:  “Ey yavrucuğum, seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Buna ne dersin?” İbrahim (a.s)’e teslimiyet abidesi halim bir oğul verilmişti. Babasına: “Ey babacığım, ne emrolunuyorsan yap! Sen, beni inşallah sabredenlerden bulacaksın” dedi. (Sâffât 37/102)
Peygamberlerin rüyaları da bir tür vahiydir. Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalpleri uyumaz.”
Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i alıp Mina’da kurban edeceği yere götürdü. Ve çocuğunun ellerini ayaklarını bağlayıp şakağı üzere yatırdı.
BIÇAĞIN KESMEDİĞİ KURBAN
Daha sonra Hz. İbrahim, oğlunun gözlerini bağladı. Onu kurban etmek üzere sağ yanının üzerine yatırdı. Bıçağını çekti. Oğlunun boğazına sürdü. Ama bıçak kesmemişti. Hz. İsmail, babasına kendisini yüz üstü döndürmesini ve yüzünü görmemesini söyledi. Sanıyordu ki babası onun yüzünü gördüğü için dayanamıyor ve bıçağı bastıramıyordu. Hz. İbrahim, oğlunun dediğini yaptı. Onu yüzüstü döndürdü ve bıçağını bir kere daha sürse de bıçak yine kesmedi. Hz. İbrahim’in ve İsmail’in bu samimi teslimiyetleri ve itaatleri Rabbimiz tarafından kabul gördü. Ve onlara şöyle seslenildi:
AYET. “Ey İbrahim! Gerçekten rüyanı doğrulayıp onayladın. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır.” (Sâffât 37/103-106)
Her ikisi de Allah’ın bu teslimiyet imtihanını kazandı. Buna karşılık Allah onlara katından Cebrail ile bir kurban gönderdi.
AYET: “Biz oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona iyi bir nam bıraktık. İbrahim’e selam, dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandır.” (Sâffât 37/107-111)
KIYAMETE KADAR SÜRECEK TESLİMİYET
Bu olay Hz. İbrahim’in Allah’a itaatini, Hz. İsmail’in de hem Allah’ın emrine hem de babasına teslimiyetini gösteren çok güzel bir örnektir. O günden kıyamete kadar kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi yâd edilecek.
Ebû Muhammed Ka’b bin Ucre (ra) şöyle anlatır: “Bir gün Rasûlullah (sav) yanımıza gelmişti. Kendisine “Ya Rasûlullah! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salâvat getireceğiz” diye sorduk. O da şöyle cevap verdi: “Allah’ım! İbrahim’e ve âline salât ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de salât et. Allah’ım! İbrahim’e ve âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz övülmeye layık olan sensin ve yücesin” deyiniz buyurdular.
KÂBE’NİN YAPILIŞI
Hz. İbrahim eşi Hacer ve oğlu Hz. İsmail’i ziyaret için tekrar Mekke’ye geldiğinde Hz. Hacer’in vefat ettiğini ve Hicr denilen yere defnedildiğini öğrendi. Oğluna sarıldı, ağladı. Daha sonra bir gün oğlundan Allah’ın mabedinin yapımında kendisine yardım etmesini istedi. Hz. İsmail babasının bu teklifini hemen kabul etti.
Hz. İbrahim, Allah tarafından kendisine gösterilen yüksekçe bir yeri İsmail’e göstererek hemen işe koyuldu. Temellerin yeri açıldıktan sonra Hz. İsmail, Allah’ın evi için taş taşımaya İbrahim de duvarları örmeye başladı. Âdem’den Şit’e, ondan da Nuh’a kadar gelen, fakat Nuh tufanı ile kaybolmuş olan bu temellerin yeri İbrahim’e gösterilmişti.
Duvarlar yükselince düzgün ve büyükçe bir taşı getiren Hz. İsmail, babasının onun üzerine basarak işine devam etmesini istemişti. Daha sonra bu iskele görevi gören taş “Makam-ı İbrahim” diye anıldı. Onlar duvarları yükseltirken ikisi birlikte Allah’a şöyle dua ediyorlardı:
“Ey Rabbimiz! Tarafımızdan kulluk armağanı olarak sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi hakkıyla bilen Sen’sin, Sen. Rabbimiz! İkimizi de yalnız Sana boyun eğenlerden eyle! Soyumuzdan da sana boyun eğecek bir ümmet çıkar! Bize ibadet yer ve usullerimizi göster ve tövbemizi kabul buyur! Çünkü tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden sadece sensin.” (Bakara 2/127-128)
Öylesine ufuklu bir bakış açısı ortaya koydular ki, bugün milyonlarca insan peygamberlerin inşa ettiği bu mabedi tavaf ederek Allah’a kulluklarını ifa ediyorlar.
Beytullah’ın dört köşesi vardır ve ona Arapçada dört köşesi olan anlamına gelen Kâbe denilir. Babası tavaf başlangıcını belirlemek için Hz. İsmail’den bir taş getirmesini istedi. Getirdiği taşı İbrahim (as) beğenmedi. Bir rivayete göre Cebrail (as) ona Haceru’l-Esved’i Ebû Kubeys Dağı’ndan getirmiş, İbrahim de onu oraya yerleştirmişti.
Yıllar önce bu beldeye bırakılmasının hikmeti tecelli etti ve Yüce Allah, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’den, Allah’ın Beyti’ni temiz tutmalarını istedi.
Hz. İbrahim ve İsmail, Cebrail (as.)’in gösterdiği hac farizasını yerine getirip haccı ilan etmişlerdi. Bütün insanlığı hacca davet etmeleri Allah tarafından emir buyruldu.
AYET: “Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; Beyti’mi de, tavaf edenler, Allah’ın huzurunda duranlar, rükû ve secde edenler için tertemiz yap! İnsanları hacca davet et ki, bir kısmı yaya olarak, bir kısmı da uzak yollardan develer üzerinde sana gelsinler.”
(Hacc 22/26-27)
Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
AYET:  “Biz Kâbe’yi insanlar için toplanıp sevap kazanma yeri ve güvenli bir mekân yapmıştık. Siz de İbrahim’in makamını namazgâh edinin. Zaten İbrahim ile İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, ibadet etmek maksadıyla orada kalanlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun.” (Bakara 2/125)
Hz. İbrahim oğlu İsmail (as)’i Mekke’de bırakarak Filistin’e döndü. Böylece Hz. İsmail ömrünün sonuna kadar insanlara haccı yaptırdı ve Allah’ın emirlerini insanlara emretmekle görevlendirildi.
Allah Teâlâ, Hz. İsmail’i bu bölgeye ve Kâbe’nin idaresine peygamber kıldı ve haccın yapılmasını Kâbe’nin temiz tutulmasını Hz. İsmail’den istedi.
AYET. “Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahy ettiğimiz gibi sana da vahy ettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, Esbât’a, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahy ettik.” (Nisa 4/163)
AYET: “De ki: Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup ve Yakupoğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak ona teslim oluruz.” (Âl-i İmran 3/84)
HAC İBADETİNİN FAZİLETLERİ
Hz. İsmail kabilesine, Amalika ve Yemen dolaylarındaki kabilelere davette bulundu ve daha sonra Kâbe’ye döndü. Hz. İsmail bu davetinde ciddi sıkıntılarla karşılaştı. İnsanların her türlü direnişine ve eziyetlerine karşı hakkı söyleyip onlara güzel örnek oldu. Samimiyetiyle ve sabrıyla onların direnişine karşılık verdi. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İsmail bize şöyle anlatılır:
AYET:  “O hidayete erdirilen ve âlemlere üstün kılınanlardandır.” (En’am 6/86)
AYET: “Allah’ın rahmetine kabul edilen, iyilerden ve sabredenlerden biridir.” (Enbiya 21/85-86) AYET: Sözünde duran, halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emreden, Rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir rasûl ve nebidir. (Meryem 19/54-55)
Hz. İsmail hakkında hadislerde çok detaylı bilgilere rastlamıyoruz. İbadetlerini Rabbine karşı en güzel şekilde yerine getirdiği ve teslimiyetini Rabbine karşı tam gösterdiği gibi, gerek kurban konusunda gerekse Kâbe’nin inşası konusunda babasına karşı da tam bir teslimiyet gösterdiğini biliyoruz.
Evlatlar içinde Hz. Nuh’un oğlunun yanında Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in varlığı, hidayetin tamamen insanın istemesi ile Allah’ın ona bu isteğini vermesi şeklinde gerçekleştiğini gösterir. Hz. İsmail 137 yaşlarında Mekke’de vefat etti ve Hicr’e annesi Hacer’in yanına defnedildi.Hz. İsmail (a.s.) Kur’ân-ı Kerîm’de adı zikredilen peygamberlerdendir. Kendisine “Allâh’ın kurbanı” anlamına “Zebîhullâh” da denir. İsmail -aleyhisselam- Yemen’den gelen Cürhümî kabîlesine Peygamber olmuştur.
İsminin mânâsı “Allâh’a itaat eden”dir. İbrânîce karşılığı İsmuyel’dir. Araplar İsmâîl demişlerdir.
Hazret-i İsmâîl (a.s.) Cürhümîlerin çocuklarıyla büyümüş, ok atmayı da onlardan öğrenmişti. Yiğitlik çağına geldiği zaman çok iyi ok atar ve attığını vururdu. Eslem kabîlesinden bir cemaat yarış için ok atışırken Resûlullâh Efendimiz yanlarına varıp onlara:
HADİS: “Ey İsmâîl oğulları! Ok atınız! Sizin atanız da mâhir bir ok atıcısı idi.” (Buhârî, Enbiyâ, 9) buyurmuştur.
HZ. İSMAİL’İN (A.S.) PEYGAMBERLİĞİ
İsmâîl -aleyhisselâm-, babasının vefâtından sonra Kâbe ve hac ile ilgili hizmetleri yürütmeye devâm etti. İlk olarak Kâbe’ye örtü örttü. Yüce Allâh, O’na Peygamberlik verdi, O’nu Mekke ve çevresinde oturan Cürhüm ve Amalika halkı ile Yemen kabîlelerine, Me’rib ve Hadramevt taraflarına peygamber olarak gönderdi. Hazret-i İsmâîl (a.s.) onları elli yıl İslâm’a dâvet etti. Bâzıları îmân etti, bâzıları ise küfründe inad etti. Fakat îmân edenler pek azdı. İsmâîl -aleyhisselâm-, sabır ve sebat ile vazîfesine devâm etti. Âyet-i kerîmede buyrulur:
AYET: “(Habîbim) İsmâîl’i, İdrîs’i ve Zülkifl’i de (hatırla). Hepsi de sabredenlerdendi.” (el-Enbiyâ, 85)
HZ. İSMAİL’İN (A.S.) VASIFLARI
Hz. İsmâîl (a.s.), va’dine sâdık, namaz ve zekâtı emreden ve Rabbi katında rızâya eren bir Peygamberdi. O’nun bu vasıfları, diğer bir âyet-i kerîmede de şöyle beyân buyrulur:
AYET: “Habîbim! Kitâb’da İsmâîl’i de zikret. Çünkü O, sözüne sâdıktı, rasûl ve nebî idi. Ehline (ve ümmetine) namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında da rızâya mazhar olmuş bir kimse idi.” (Meryem, 54-55)
HZ. İSMAİL’İN (A.S.) MUCİZELERİ
Dikenli arâzîyi yeşillik hâline getirmesi.
Kısır koyunların O’nun duâsı bereketiyle süt vermesi.
Koyunlarının yünlerinin ipek gibi olması.
Duâ etmesi ile yanındaki kumların un hâline gelmesi.
Zemzemin onun vesîlesiyle çıkması ve kıyâmete kadar devam edecek olması.
Hz. İsmail (as), Kur'an-ı Kerîm'de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine "Allah'ın kurbanı" anlamına "Zebihatullah" da denir. Hz. İbrahim (as)'in Hacer'den olan büyük oğludur. Kur'an'da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir 
AYET: (Bakara, 2/136; Âlu İmran, 3/84; Nisa, 4/163). Hz. İsmail (a.s)'ın bir resul ve nebi olduğu, ümmetine Allah'ın emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdiği anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. İbrahim (as) ve Hz. İshak (as) ile birlikte Hz. Yakub (a.s)'ın ecdadından birisi olduğu
AYET:  (el-Bakara, 2/133) ve İsmail (a.s)'ın babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kâbe'nin temelini yükselten ve O'nun temizliğinden sorumlu kimseler olarak anlatıldığı görülmektedir.
AYET:  (el-Bakara, 2/125 ve 127).
Hz. İsmail (as) Mekke'ye yerleşen Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiştir. Eslem kâbilesinden bir grup, yarış için ok atışırken, Hz. Peygamber (s.a.s) onlara şöyle demiştir:
HADİS."Ey İsmail oğulları! Ok atınız, sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi." (Buhâri, Enbiyâ, 12). Hz. İsmail (as) iyi bir atıcı ve avcıydı. Mekke'nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı, ata binmeyi, yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.s) "At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail'in mirasıdır." (Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-Nihâye, I, 192) buyurmuştur. Hz. İsmail Arap dilini çok güzel konuşan fasih bir insandı.
Hz. İbrahim (as) Allah Teâlâ'nın emriyle hanımı Hâcer ve oğlu İsmail'i Filistin'den alıp Hicaz'a götürdü. Hz. İsmail (as) henüz sütte idi. Kâbe'nin daha sonra inşa edildiği yere yakın bir yerde büyük bir ağacın yanına bıraktı. Yanlarına bir dağarcık hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke şehri kurulmamıştı, her taraf ıssızdı. Hatta su da yoktu.
Hz. İbrahim (as) dönüp giderken Hacer, "Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?" dedi. Hacer tekrar, "Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı, emretti?" diye seslendi. Hz. İbrahim (as), "Evet, Allah emretti." deyince, Hacer, "Öyleyse Allah bize yeter, bizi o korur." diyerek Allah'a tevekkül etti. İbrahim (as) Seniye mevkiine gelince Kâbe'nin bulunduğu tarafa yönelerek şöyle dua etmiştir:
AYET: "Ey Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Şunun için ki, Rabbimiz (orada) namaz (ların)'ı dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır ki (verdiğin nimete) şükretsinler." (İbrahim, 14/37).
Aradan günler geçti. Yanlarındaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu, çocuk susuzluktan ağlıyordu.
Hacer su aramaya başladı. Safa tepesine çıktı, etrafa baktı kimseyi göremedi. İndi; koşarak Merve'ye geldi; etrafına bakındı, kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve arasındaki bu gidiş gelişi yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve'ye çıktığında şimdiki Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek gördü. Ayağının ökçesiyle yeri eşiyordu. Oradan su çıkmıştı. Diğer bir rivayete göre çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hacer gelip kana kana içti, çocuğuna da içirdi.
Hz. Hacer su boşa akmasın diye gölet yapıp suyu muhafaza etmeye çalışıyor, bir yandan da avuçlarıyla kırbasını dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s) bunu şöyle anlatmıştır:
AYET. "Allah İsmail'in annesi Hacer'e rahmet eylesin! Eğer o Zemzem'i kendi haline bıraksaydı da, suyu avuçlamasaydı, muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu." (Buhârî, Enbiyâ, 9).
Hz. Hacer'in suyu bulmasından sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümîlerden bir grup vadinin üstünde bir kuş gördüler. Bu kuşun su olan yerde uçtuğunu bilen Cürhümîler daha önce bu vadide bir su kaynağı yoktu. Acaba, yeni bir su kaynağı mı bulundu diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber alınca, gelip su başına yerleşmek için Hz. Hacer'den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek şartıyla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. İsmail fasih Arapçayı bunlardan öğrendi, gençlik yaşına gelince Cürhümîler içlerinden bir kızla Hz. İsmail (as)'i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer vefat etti.
Hz. İbrahim (as) oğlunun durumunu kontrol için Mekke'ye geldi. Hz. İsmail (as)'in evine geldiğinde onu evde bulamadı. Hz. İsmail (as)'in hanımı ile aralarında şu konuşma geçti:
"İsmail nerede?" diye sordu. Hz. İsmail'in hanımı;
"Rızık temin etmek için ava gitti." dedi.
"Geçiminiz nasıl?" diye sordu.
"Darlık içindeyiz, durumumuz kötü" diye cevapladı. Hz. İbrahim;
"Kocan geldiğinde selâm söyle, kapısının eşiğini değiştirsin" dedi ve gitti.
İsmail (as) avdan dönünce hanımıyla aralarında şu konuşma geçti. İsmail (a.s):
"Evimize gelen oldu mu?"
"Evet, yaşlı bir adam geldi, seni sordu, cevap verdim. Geçimimizi sordu "darlık içindeyiz" dedim." Hz. İsmail,
"Sana bir şey tenbih etti mi?" dedi. Kadın,
"Sana selâm söylememi istedi ve "kapının eşiğini değiştirsin" diye tenbih etti." dedi. İsmail (a.s) durumu anladı ve:
"O gelen ihtiyar babamdı. Senden ayrılmamı istiyor, artık evine dön." dedi.
Böylece İsmail (as) ilk eşinden boşandı. Bir müddet sonra Cürhümîlerden başka bir kızla evlendi.
İbrahim (a.s) Mekke'ye geldi. Yine İsmail (a.s) ava gitmişti. Hanımıyla aralarında yukarıdakine benzer şekilde bir konuşma geçti. Ancak kadın geçimlerinin ve kocasının iyi olduğunu söyledi. Daha sonra İbrahim (as):
"Kocan geldiğinde ona selâm söyle, kapısının eşiğini güzel tutsun." dedi.
İsmail (as) avdan gelince hanımı olanları anlattı. İsmail:
"O babamdı. Sen de evimin eşiğisin. Seni hoş tutmamı emrediyor." (Buhârî, Enbiyâ, 9) dedi.
Hz. İbrahim (as) zaman zaman Şam'dan gelip oğlunu ve hanımı Hacer'i ziyaret ederdi. Bir defa rüyasında oğlu İsmail (as)'i kurban ettiğini görmüştü. Rüya üç gece aynen tekerrür edince Hz. İbrahim (as) durumunu oğluna açıp:
AYET: "Ey oğulcuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, buna ne dersin?" dedi. Hz. İsmail;
"Babacığım, emrolunduğun şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın, diye cevap verdi." (es-Saffat, 37/102).
AYET. Hz. İbrahim (as) ve İsmail (as)'in bu teslimiyetini Allah mükafatlandırdı. İsmail (as)'in yerine büyük bir kurbanlık verdi. (es-Saffat, 37/107).
Ancak Yahudiler Hz. İbrahim (a.s)'ın kurban ettiği oğlunun Hz. İsmail (as) değil Hz. İshak (as) olduğunu iddia ederler. (bk. Ali el-Muttekî el-Hindî, Kenzu'l Ummâl, XI, 490).
Bu konuda bazı zayıf rivayetler varsa da Yahudilerin bu iddialarının asıl sebebi kıskançlıklarıdır. Halife Hz. Ömer b. Abdülaziz Müslüman olan bir Yahudi alimine "Hz. İbrahim (as)'in hangi oğlunu kurban etmesi emrolundu?" diye sormuştu. Bu zat şöyle dedi: "Vallahi, Allah İsmail (as)'in kesilmesini emretmişti. Bunu Yahudiler de bilirler. Ancak Yahudiler Arapları kıskanırlar. Babanız İsmail'in kurban edilmesi hakkındaki ilahi emre boyun eğişi ve sabrının Allah tarafından övülmesini çekemezler de bu fazileti kendi ataları olan İshak (a.s)'a vermek isterler." (Taberî, Tarih, I, 138,139).
Hz. İbrahim (as)'in Mekke'ye yaptığı bir sefer sırasında Allah tarafından Kâbe'yi yapması emredilmişti. Oğlu İsmail (as) ile birlikte Kâbe'yi yaptılar. (el-Bakara, 2/127; el-Hacc, 22/26-27). İsmail (a.s) taş getiriyor, İbrahim (a.s) duvar örüyordu.
Babasının vefatından sonra Hz. İsmail (as), Hicaz halkına peygamber oldu. Bu husus Kur'an-ı Kerîm'de: 
AYET. "Kitap (Kur'an) da İsmail (a.s)'ı de an ki 0, va'dinde sadık rasûl ve nebî idi. O ehli (kavmi)ne namaz ve zekatla emrederdi ve O Rabbi Teâlâ'nın yanında (söz ve hareketleriyle) makbul idi." (Meryem, 19/54-55) buyurulur.
Nakledildiğine göre Hz. İsmail (as) babasının vefatından kırk yıl sonra 137 yaşında vefat etmiş ve Hacer'in Kâbe / Hicr'deki kabrinin yanına defnedilmiştir. Arapların el-Musta'rebe grubu Hz. İsmail (a.s)'in oğullarından çoğalmış olup, bunların kökü Adnan'a dayanır.
Hz. İsmail’in (a.s.) Mucizeleri
Dikenli arâzîyi yeşillik hâline getirmesi,
Kısır koyunların O’nun duâsı bereketiyle süt vermesi,
Koyunlarının yünlerinin ipek gibi olması,
Duâ etmesi ile yanındaki kumların un hâline gelmesi,
Zemzemin onun vesîlesiyle çıkması ve kıyâmete kadar devam edecek olması…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder