pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 PEYGAMBERLERİN HAYATLARI: 2022

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sayfalar

14 Eylül 2022 Çarşamba

HZ. ZÜLKARNEYN(AS) KİMDİR?

HZ. ZÜLKARNEYN(AS) KİMDİR?
Zülkarneyn “iki asır sâhibi” anlamına gelir. Hz. Zülkarneyn’in (a.s.) peygamber mi yoksa velî mi olduğu ihtilâflıdır. Hz. Zülkarneyn (a.s.) İbrahim Aleyhisselam zamanında yaşadı. Onunla haccetti ve duasını aldı. Kur’an’da doğu ve batıya yaptığı seferleri zikredilir. Yeryüzünün tamamına hakim olan dört kişiden biri olduğu rivayet edilir.
Zülkarneyn Aleyhisselam teyzeoğlu Hızır Aleyhisselam’a ordusunda kumandanlık vazifesi verdi. Kâfirlerle savaştı. Yecuc ve Mecuc kavmine karşı bakır ve demir karışımı bir set yaptı. Allah’ın dînini, tevhîd akîdesini yaydı; insanlara hakkı ve hakîkati tebliğ etti. Medîne ile Şam arasında “Dûmetü’l-Cendel” denilen yerde vefat etti. Mekke civarında “Tihame” dağlarına defnedildi.
Kur’an’da doğu ve batıya yaptığı seferlerle zikredilen Zülkarneyn Peygamber’in hayatı.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN (A.S.) HAYATI - Zülkarneyn Aleyhisselam Kimdir?
Zülkarneyn kelimesi “iki asır sâhibi” mânâsına gelmektedir. Dünyânın şark ve garbını dolaşması, Allâh’ın kendisine nûr ve zulmeti Mûsâhhar kılması (emrine vermesi) gibi sebeplerle O’na Zülkarneyn lâkabı verildiği nakledilmektedir.
HZ. ZÜLKARNEYN (A.S.) PEYGAMBER Mİ?
Hazret-i Zülkarneyn’in Peygamber mi yoksa velî mi olduğu husûsunda ihtilâf vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de doğuya ve batıya yaptığı seferleri zikredilmiştir. Hazret-i Nûh’un oğlu Yâfes’in soyundandır. Asıl ismi İskender’dir. Ancak Hazret-i Zülkarneyn, Makedonyalı İskender ile karıştırılmamalıdır. Târihteki Büyük İskender, M.Ö. III. asırda Makedonya’da dünyâya gelmiş, Hindistan’a kadar gitmiştir. Aristo’nun talebesidir.
HZ. ZÜLKARNEYN (A.S.) NE ZAMAN YAŞADI?
İskender-i Zülkarneyn -aleyhisselâm- ise, Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm- zamanında yaşamıştır. Hattâ onunla haccetmiş, duâsını almıştır.
Makedonyalı İskender’in seferleri, Hazret-i Zülkarneyn’in seferleri gibi, doğu ve batıdaki fetihler olarak değerlendirilemez. Yine Makedonyalı İskender, tarihî bilgilere göre herhangi bir sed inşâ etmemiştir. Şunu da söyleyebiliriz ki, Makedonyalı İskender Allâh’a îmân eden bir kimse değildi. Mağlup ettiği milletlere karşı da şefkat ve adâletle davranmamıştı. Bütün hayâtı kayda geçirilen bu İskender ile Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın hâlleri arasında en küçük bir benzerlik mevcud değildir. Buna ilâveten Makedonyalı İskender’in “Zülkarneyn” vasfını hâiz olabilecek bir husûsiyeti de yoktur.
Rivâyete göre Zülkarneyn -aleyhisselâm-, teyzeoğlu Hızır -aleyhisselâm-’a ordusunda kumandanlık vazifesi verdi. Kâfirlerle savaştı. Ye’cûc ve Me’cûc kavmine karşı bakır ve demir karışımı bir set yaptı. Allâh’ın dînini, tevhîd akîdesini yaydı; insanlara hakkı ve hakîkati tebliğ etti.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN (A.S.) KABRİ NEREDE?
Medîne-i Münevvere ile Şam arasında “Dûmetü’l-Cendel” denilen yerde vefât etti. Mekke civârında “Tihâme” dağlarına defnedildi.
YERYÜZÜNE HAKİM OLAN 4 KİŞİ
Kurtubî’nin tefsîrinde rivâyet edildiğine göre yeryüzünün tamamına sâdece dört kişi hâkim olabilmiştir. Bunların ikisi mü’min, ikisi kâfirdir. Mü’min olanlar, Zülkarneyn ile Süleyman -aleyhimesselâm-; kâfir olanlar ise, Nemrûd ve Buhtünnasr’dır. Hükmünü bütün dünyâya icrâ edecek beşinci bir şahıs da bu ümmetten olacaktır. O da; “Allâh, İslâm’ı bütün dinlere üstün kılacaktır.” (et-Tevbe, 33) âyeti mûcibince Mehdî -aleyhisselâm-’dır. (Kurtubî, Tefsîr, XI, 47-48)
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-, Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın yeryüzünün doğularına ve batılarına ulaşmaya nasıl güç yetirebildiği sorulunca şu cevâbı vermiştir:
“Bulutlar boyun eğdirilir, lâzım olan her şey emrine verilir, nûrlar ona açılır da gece ile gündüz kendisi için müsâvî olurdu.” (İbn-i İshâk, Sîret, s. 185)
ZÜLKARNEYN KİMDİR?
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Mekke’de yaşamış olan eski kavimlerin başından geçen ibretli hâdiseleri anlatırken Yahûdîler ve İranlılar, geçmiş ümmetlerin hikâyelerini kendilerine göre anlatmaya başladılar. Medîne’de, Âhirzaman Peygamberi’nin kendi içlerinden çıkacağına inanan Yahûdîler vardı. Bunlar, Mekkeli müşriklere:
“Orada bir peygamber çıkmış, eğer o hakîkî bir peygamberse kendisine Ashâb-ı Kehf, Zülkarneyn ve rûhun mâhiyeti hakkında mâlumat sorun! Şâyet Ashâb-ı Kehf ile Zülkarneyn için tam, rûhun mâhiyeti hakkında da kısmen cevap verirse, hakîkaten peygamberdir; kendisine tâbî olun! Fakat o, bu üç şeyden haber veremezse, yalancıdır!” dediler.
Mekkeli müşrikler de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek:
“Ashâb-ı Kehf ve doğu ile batıya sefer yapan Zülkarneyn kimdir? Rûhun mâhiyeti nedir?” diye sordular.
Bunun üzerine Kehf Sûresi nâzil oldu. Bu sûrede Zülkarneyn -aleyhisselâm-’dan bahisle şöyle buyruldu:
“Bir de Sana Zülkarneyn’den suâl ediyorlar. De ki: «Size O’nun haberlerinden bir kısmını nakledeceğim.» Gerçekten Biz, O’nu yeryüzünde iktidar sâhibi kıldık ve O’na, ulaşmak istediği her şeyi elde etmenin bir yolunu verdik.” (el-Kehf, 83-84) (Âlûsî, Tefsîr, XVI, 24; Vâhidî, s. 306)
HZ. ZÜLKARNEYN’İN (A.S.) ÖZELLİKLERİ
Allâh Teâlâ Zülkarneyn -aleyhisselâm-’a güç verdi. O da doğuya ve batıya seferlerde bulundu, Sedd-i Zülkarneyn’i yaptı. Bu sed, bakırla karıştırılmış demirden idi.
Bulutlar ve başka vâsıtalar Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın emrinde idi.
Kendisine ilim ve kudret verildi. Böylece müstesnâ bir tasarruf ve hâkimiyet sâhibi oldu.
O’na beyaz ve siyah sancak ihsân edildi. Gündüz giderken, siyah sancağı arkasına koyunca, ardını karanlık basıyordu. Böylelikle gelen düşman, kendisini bulamıyor ve yolunu kaybediyordu. Karanlıklar içinde kalarak mağlûb oluyordu. Geceleyin ise, beyaz sancağı önüne alıyor, kendisi ve askerleri için gündüz gibi bir aydınlık teşekkül ediyor ve düşmana karşı büyük zaferler kazanıyordu.
Zülkarneyn -aleyhisselâm-, âdil, tebaasına karşı merhametli bir hükümdardı. Fethettiği bölgelerdeki insanlara:
“Aranızda suçsuz olanlar için endişeye mahal yok, iyilik yapanlar bunun karşılığını görür.” diyerek, gösterdiği merhamet, müsâmaha ve anlayışla insanların gönlünde taht kurardı. İnsanlığın hayrına olan her şeyi severdi.
Hırsına mağlup bir insan değildi. İnsanlar sed yapması için kendisine mâlî yardımda bulunmayı teklif ettiklerinde: “Allâh ihsanda bulunduğu şeylerle beni sizden müstağnî kılmıştır. Siz bana bizzat çalışarak beden kuvvetinizle yardım edin.” demişti.
Cömert bir kimseydi. Diğer hükümdarlar gibi servet peşinde koşmazdı. İkrâmı bol, affetmeyi seven, hilm ve şefkat sâhibi bir hükümdardı.
Tevâzû sâhibi, vakur ve hikmet ehli bir kimseydi. Esas gâyesi insanlığa hizmet ve mazlumlara adâlet götürmekti. O, servetin, hükümdarların refâhı için değil, halka hizmet için olduğunu düşünürdü.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN (A.S.) TEVHÎDE DAVET SEFERLERİ
Zülkarneyn -aleyhisselâm-, memleketinin sınırlarını genişletip devletini güçlendirdi. Allâh’ın emir ve nehiylerini dünyâya tebliğ etmeye başladı. Mü’minlerden meydana gelen ordusu ile ilk önce batıya yürüdü. Her yerde kâfirleri tevhîd akîdesine dâvet etti. Batının son noktasına kadar ilerledi. Artık karalar bitmiş, engin denizlerin kıyılarına ulaşmıştı. Güneş, sanki kara bir çamur pınarına batıyor gibiydi. Orada kâfir bir kavme rastladı. Onların bir kısmı îmân etti. Îmân etmeyenlerle harb ederek hepsini mağlûb etti. Sonunda onlar da tevbe edip topluca tevhîd akîdesini kabûl ettiler. Âyet-i kerîmede bu durum şöyle anlatılır:
“O da (batıya doğru) bir yol tuttu. Nihâyet güneşin battığı yere vardığı zaman güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Orada bir kavme rastladı. Biz ona dedik ki: «Ey Zülkarneyn! Onları ister cezâlandırırsın, istersen onlar hakkında iyi davranırsın.” (el-Kehf, 85-86)
Kendisine bu şekilde selâhiyet verilen Hazret-i Zülkarneyn -aleyhisselâm-, ilâhî ölçülere göre hareket ederek:
“O da demişti ki: «Kim haksızlık ederse muhakkak ona azâb ederiz; sonra Rabbine geri döndürülür, O da onu görülmemiş bir azâb ile cezâlandırır. Fakat her kim de îmân edip sâlih ameller yaparsa buna da mükâfat olarak en güzel âkıbet vardır ve ona emrimizden kolay, güzel ve yumuşak sözler söyleriz.»” (el-Kehf, 87-88)
Böylece Zülkarneyn -aleyhisselâm-, insanları dâimâ îmâna dâvet etti. Kendisine tâbî olanlar kurtuluşa erdiler, îmân etmeyenler, cezâlarını gördüler.
Zülkarneyn -aleyhisselâm-, batıdan sonra doğuya sefer yaptı. Güneşin doğduğu yere vardı. Âyette şöyle buyrulur:
“Sonra yine bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasîb etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü. İşte Zülkarneyn, böyle yüksek bir hükümranlığa sâhip idi. Onun yanında ne var ne yoksa Biz hepsini ihâta etmiştik, biliyorduk.” (el-Kehf, 89-91)
Hazret-i Zülkarneyn’in, arka arkaya ülkeler fethederek doğu tarafına ilerlediği, nihâyet medenî yaşayışın sona erdiği, ibtidâî (çıplak, evsiz barksız) şekilde yaşayan insanların bulunduğu en uzak bir doğuya ulaştığı anlaşılıyor.
Buranın insanları, güneş vurunca mağaralara veya denize girerlerdi. Ancak güneşin şiddetli sıcağı geçince ihtiyaçlarını karşılamak üzere mağaralarından dışarı çıkarlar, geçimlerini temin için çalışırlardı. Zülkarneyn -aleyhisselâm-, onları da hak dîne dâvet etti.
Daha sonra kuzeye sefer yaptı. Yabancı dille konuşan bir kavim vardı. Tercüman vâsıtası ile konuşuyorlardı. Allâh Teâlâ buyurur:
“Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir söz anlamayan bir kavim buldu.” (el-Kehf, 92-93)
Hazret-i Zülkarneyn’in karşılaştığı bu insanlar, Zülkarneyn -aleyhisselâm-’a Ye’cûc ve Me’cûc isimli yaratıkların kendilerini rahatsız ettiklerinden şikâyet ettiler. O’ndan kendilerini bu zararlı yaratıklardan koruyacak bir set yapmasını istediler. Bunun üzerine “Sedd-i Zülkarneyn” yapıldı. Bu kavim de, hidâyet yolunu seçip müslüman oldu. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:
“«Ey Zülkarneyn!» dediler, «Ye’cûc ve Me’cûc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Bizimle onlar arasında sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?»
O da şöyle cevap verdi: «Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden kuvvetiyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım. Demir kütleleri bana getirin.»
Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince:
«Körükleyin!» dedi. Onu ateş hâline getirince,
«Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim» dedi. Artık o Ye’cûc ve Me’cûc’ün ne seddi aşmaya ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi. Zülkarneyn şöyle dedi: «Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lutuftur. Rabbimin tâyin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin va‘di mutlakâ gerçekleşir.»” (el-Kehf, 94-98)
Zülkarneyn seddinin yıkılması, kıyâmet alâmetlerindendir. Bu sed, bugünkü Çin Seddi’nden farklıdır. Mekânı hakkında ihtilâf vardır. Kıyâmete yakın yıkılacak, Ye’cûc ve Me’cûc kavimleri yeryüzüne yayılarak fesat çıkaracaklardır.
YE’CÛC VE ME’CÛC KAVMİ
Rivâyetlere göre, Ye’cûc ve Me’cûc, kötü ve belâlı iki millettir. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısa, sayıları çoktur. Kıyâmete yakın yeryüzüne yayılacaklardır. Ye’cûc ve Me’cûc kavminde ânî doğumlar olacak, böylece birden bire artacaklardır. Nasıl sinekler teressübât üzerinde birden çoğalıyorlarsa, onlar da öyle çoğalacaklardır. Şu an bulundukları yer Hak Teâlâ’nın ilminde gizlidir.
Vakti geldiği zaman, Sedd-i Zülkarneyn dümdüz olacak ve bu kavim yeryüzüne yayılacaktır. Ancak Mekke-i Mükerreme, Medîne-i Münevvere ve Kudüs-i Şerîf’e giremeyeceklerdir. Bu mübârek beldelerin dışındaki her yere gireceklerdir. Geçtikleri yerlerde yiyip içip her şeyi kurutacaklar ve etraflarını fesâda uğratacaklardır. Çekirgeler gibi olacaklar, haşerât gibi zulüm yapacaklardır. Nihâyet Allâh onları helâk edecektir.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“(Ye’cûc ve Me’cûc, Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın yaptığı seddi) her gün oyarlar. Tam delecekleri sırada başlarında bulunan reis:
«–Bırakın artık, delme işini yarın yaparsınız.» der. (Onlar bırakıp gidince) Allâh seddi daha sağlam bir şekilde eski hâline getirir. Böylece günler geçer, kendilerine takdîr edilen müddet dolar ve onların insanlara Mûsâllat olmalarının murâd edildiği vakit gelir. O zaman başlarındaki reis:
«–Haydi dönün! Yarın inşâallâh seddi deleceksiniz.» der -ve ilk defa inşâallâh tâbirini kullanır-.”
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- devamla şöyle buyurdu:
“O gün dönüp giderler. Ertesi gün geldikleri vakit seddi ne hâlde bırakmışlarsa öyle bulurlar ve (o günkü çalışma sonunda) delerler. Açılan delikten insanların üzerine boşanırlar. (Önlerine çıkan) suları içip kuruturlar. İnsanlar onlardan korkup kaçar. Ye’cûc ve Me’cûc göğe bir ok atar. Bu ok kana bulanmış olarak kendilerine geri döner. Bunun üzerine şöyle derler:
«−Yeryüzünde olanları ezim ezim ezdik, semâda olanları da alçaltıp alt ettik.»
Allâh onları enselerinden yakalayacak bir kurtçuk gönderir. Bu kurt, onları toptan helâk edip, herbirini parçalanmış hâlde yere serer. Muhammed’in nefsini elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, yeryüzünde bütün hayvanlar onların etinden yiyerek canlanır, sütlenir ve semirir.” (Tirmizî, Tefsîr, 18/6; İbn-i Mâce, Fiten, 33/4080)
Abdullâh bin Mes’ûd -radıyallâhu anh- anlatıyor:
“Mîrâc gecesinde, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsâ ile karşılaştı. Aralarında kıyâmeti müzâkere ettiler. Önce Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-’dan başlayıp ona kıyâmetten sordular. Onun kıyâmet hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Sonra Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’a sordular. Kıyâmet hakkında onun da bir bilgisi yoktu. Söz Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’a geldi. O:
«–Kıyâmetin kopmasına yakın zuhûr edecek şeyler (alâmetler) hakkında bana bilgi verildi. Ama kıyâmetin kopma vaktini Allâh’tan başka hiç kimse bilemez.» dedi. Sonra (kıyâmetin alâmetlerinden biri olarak) Deccal’in çıkmasını anlattı ve şunları söyledi:
«−Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecek. Bu defa onların karşısına Ye’cûc ve Me’cûc çıkacak ve her tepeden hızla hücum edeceklerdir. Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allâh’tan yardım dileyecek. Ben de Ye’cûc ve Me’cûc’ü öldürmesi için Allâh’a duâ edeceğim ve yer onların kokusu ile çok pis kokacak. Ben yine Allâh’a duâ edeceğim. Allâh Teâlâ da bir su gönderecek ve o su, onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer, derinin yayılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecek. İşte söylenen bu hâl vukû bulunca, kıyâmetin insanlara, tıpkı ne zaman doğum yapacağı bilinemeyen hamile kadının durumu gibi yakın (yâni her an başlarına gelmesi muhtemel) olacağı bildirildi.»”
Hadîsin râvîlerinden el-Avvâm, bu hakîkatlerin Kur’ân-ı Kerîm’deki:
“Nihâyet Ye’cûc ve Me’cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman...” (el-Enbiyâ, 96) âyet-i kerîmesiyle de sâbit olduğunu söylemiştir. (İbn-i Mâce, Fiten, 33/4081)
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Ye’cûc ve Me’cûc’ün helâkinden sonra insanların selâmet bulacağını ve ibâdetlerine devam edeceklerini şöyle beyân eder:
“Bu Beyt’e (Kâbe’ye) Ye’cûc ve Me’cûc’den sonra da hac ve umre yapılacaktır.” (Buhârî, Hacc, 47)
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir diğer hadîs-i şerîflerinde bu zâlim kavmin cehenneme atılacağını haber vermektedir.
Ebû Saîd -radıyallâhu anh-’ın rivâyetine göre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:
“Azîz ve Celîl olan Allâh kıyâmet günü:
«–Ey Âdem!» diye seslenir.
Âdem -aleyhisselâm-:
«–Buyur Rabbim! Emrindeyim, bütün hayırlar Sen’in elindedir!» der.
Âdem -aleyhisselâm-’a şöyle bir nidâ ulaşır:
«–Allâh sana, cehennem ehlini çıkarmanı emrediyor!»
Âdem -aleyhisselâm- sorar:
«–Ey Rabbim! Cehennem ehli ne kadardır?»
«–Her binden dokuzyüz doksandokuzu!»
İşte hamilelerin çocuğunu düşürdüğü, çocukların ihtiyarladığı, insanların sarhoş olmadıkları hâlde azâbın şiddetinden sarhoşa döndüklerini göreceğin zaman bu zamandır.”
Bu haber ashâb-ı kirâma çok ağır geldi. Öyle ki yüzlerinin rengi değişti. Efendimiz şöyle devam etti:
“Ye’cûc ve Me’cûc’dan binde dokuzyüz doksandokuz, sizden ise (binde) bir (cehenneme girecektir). Şunu da bilin ki: Siz insanlar arasında, beyaz bir öküzde siyah bir kıl veya siyah bir öküzde beyaz bir kıl kadarsınız.” (Buhârî, Tefsir, 22/1; Enbiyâ 7)
Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini bütün fitnelere karşı uyarmış, husûsiyle de Ye’cûc ve Me’cûc belâsına karşı îkâz etmiştir.
Zeyneb bint-i Cahş -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatıyor:
“Rasûlullâh -aleyhissalâtü vesselâm-, birgün korkulu bir vaziyette odaya girdi. Şöyle diyordu:
«Lâ ilâhe illâllâh, yaklaşan bir belâdan Arab’ın vay hâline! (Baş parmağı ile şehâdet parmağını halka yaparak gösterdi ve:) Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddinden şöyle bir gedik açıldı.» dedi. Ben:
«–Ey Allâh’ın Rasûlü, yâni içimizde sâlih kimseler olduğu hâlde toptan helâk mi olacağız?» dedim.
«–Evet, fenâlıklar artarsa öyle olur!» buyurdu.” (Buhârî, Enbiyâ 7; Müslim, Fiten, 1/2880)
Hadîs-i şerîfte, “Yaklaşan bir belâdan Arab’ın vay hâline!” buyrularak “Arab” isminin zikredilip diğer milletlerin isimlerinin zikredilmemesinin hikmeti, o gün için müslümanların hemen hemen tamâmını Araplar’ın teşkîl etmesi gerçeğidir. Bu bakımdan buradaki ifâde, bütün toplulukları içine almaktadır. Bir kısım ulemâya göre, “yaklaşan belâ” ifâdesiyle de, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın öldürülmesiyle beraber ümmet için başlayacak olan fitneler kastedilmektedir. Ve bu fitneler, Ye’cûc ile Me’cûc’un seddinde maddî ve mânevî bir gediğin açılmasına sebep olarak kabûl edilmektedir.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN (A.S.) İBRET VE HİKMET DOLU KISSALARINDAN
Zülkarneyn -aleyhisselâm-, yaptığı seferlerden birinde, ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların dünyâ serveti nâmına altın, gümüş gibi hiçbir şeyleri yoktu. Rızıklarını sebzeden te’mîn ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes, kendi mezarını kazar, her gün onu temizler ve ibâdetlerini burada yapardı. Zülkarneyn -aleyhisselâm-, bunların hükümdarlarını çağırttı. Hükümdar:
“–Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir!” dedi. Zülkarneyn -aleyhisselâm-, bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:
“–Ben seni dâvet ettim, niye gelmedin?” diye sordu. Hükümdar:
“–Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim.” cevâbını verdi. Bunun üzerine Zülkarneyn -aleyhisselâm-:
“–Bu hâliniz nedir? Sizdeki bu hâli kimsede görmedim!” deyince, Hükümdar:
“–Evet biz, altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki bir kimsenin eline bunlardan bir miktar geçince, bu sefer daha fazlasını isteyerek huzûru bozuluyor... Onun için dünyâlık peşinde değiliz.” dedi.
Zülkarneyn -aleyhisselâm-:
“–Bu mezarlar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibâdetlerinizi burada yapıyorsunuz?” diye sordu.
Hükümdar:
“–Dünyâlık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz.” dedi.
Zülkarneyn -aleyhisselâm-:
“–Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz; sütünden, etinden istifâde etseniz olmaz mı?” dedi.
Hükümdar:
“–Mîdelerimizin hayvanlara mezar olmasını istemiyoruz. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zâten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiçbirinin tadını alamayız!” diye cevap verdi.[1]
ZÜLKARNEYN ALEYHİSSELAM KISSASI
Hazret-i Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın diğer bir ibretli kıssası da şöyledir:
Birisi Zülkarneyn -aleyhisselâm-’a:
“–Bana îmânımı ve yakînimi[2] kuvvetlendirecek bir şey öğret!” dedi.
O da:
“–Gazap edip kimseye kızma! Zîrâ şeytanın insana en çok hulûl edeceği ân gazap ânıdır. Sakın acele etme! Acele ettiğin zaman, nasîbini zâyî edersin. Yakın ve uzağa karşı mülâyim ol! İnatçı, inkârcı ve zâlim olma!” diye cevap verdi.
ZÜLKARNEYN PEYGAMBERİN VASİYETİ
Zülkarneyn -aleyhisselâm- ölmeden evvel şöyle vasiyet etmiştir:
“–Beni yıkayın, kefenleyin! Sonra bir tabuta koyun! Yalnız kollarım dışarıya sarkık kalsın! Hizmetkârlarım arkamdan gelsin! Hazînelerimi de katırlara yükleyin! Halk, benim son derece ihtişamlı bir saltanat ve dünyâ mülküne rağmen eli boş gittiğimi, hizmetkârlarımın da, hazînelerimin de bu dünyâda kalarak benimle beraber gelmediğini görsün! Bu yalancı ve fânî dünyâya aldanmasın!..”
Söyledikleri aynen yapıldı. Âlimler bu vasiyeti şöyle tefsîr ettiler:
“Arkamdan gelen ordular ile doğu ve batıya hâkim oldum. Maiyyetimde birçok hizmetçi ve sayısız asker vardı. Hiçbiri emrimden dışarıya çıkmadı. Dünyâ, baştanbaşa benim idârem altında idi. Sayısız hazînelere sâhip oldum. Fakat dünyâ nîmetleri kalıcı değildir. İşte gördüğünüz gibi mezarıma eli boş gidiyorum! İşte dünyâ malı dünyâda kaldı. Sizler âhirette faydalı olan işleri yapın!..”
Nitekim Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hazret-i Zülkarneyn -aleyhisselâm-’ın vasiyetiyle işâret ettiği hakîkati şöyle beyan buyurmuşlardır:
“Ölüyü (kabre kadar) üç şey tâkip eder: Çoluk-çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve malı döner, ameli (kendisiyle) kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5)
ZÜLKARNEYN PEYGAMBERİN İNFAKI
Hazret-i Zülkarneyn, zırh yapıp satar, elinin emeği ile geçinirdi. İhtiyacından fazlasını da infâk ederdi.

HZ.DANYAL(AS) KİMDİR?

HZ.DANYAL(AS) KİMDİR?
Danyal Peygamber Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605-562) zamanında yaşamış Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. ... Bu nedenle Danyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş ölünce de Tarsus'ta şimdiki Makam Camisi'nin bulunduğu yere gömülmüştür.
Danyal Aleyhısselamın Soyu:Danyal b.Hızkıl'ül 'asgar, Peygamber oğullarından, Süleyman b. Dâvud Aleyhisselamların soyundandı. Danyal Aleyhisselâmın Resul Olmayan Bir Nebi (Peygamber) Oluşu: Hz. Ali (ra), Danyal Aleyhisselâm hakkında: "O, Resul olmayan bir Nebî idi." demiştir.
Danyal Aleyhisselâmın Esir Edilerek Babile Götürülüşü:
Bâbil hükümdarı Buhtunnassar'ın, Beytülmakdis'i yıkarak İsrailoğullarının çocukları arasından seçip kumandanlarına paylaştırdığı esir çocuklar arasında Danyal Aleyhisselâm da, bulunuyordu.
Danyal Aleyhisselâmla Üç Arkadaşının Zindana Atılışı:
Bâbil halkı, Buhtunnassar'a başvurarak; "İsrailoğullarından esir edilen şu çocukları, bize vermeni, senden istemiştik. Sen de, onları, bize vermiştin. Vallahi, onlar, bizim yanımızda olalıdanberi, kadınlarımızın, bizi tanımadıkları­nı, onlarla ilgilendiklerini ve yüzlerini, onlara çevirdiklerini görüyoruz. O çocukları, ya bizim aramızdan çıkar, al, ya da onları, öldür!" dediler. Buhtunnassar:
"İçinizden, her kim, elindekini öldürmek isterse, öldürsün!" dedi.
Öldürülmek üzere çıkarılıp sağ bırakılmaları için, Allâh'a yalvarmaları üzerine, Buhtunnassar tarafından sağ bırakılan Danyal Aleyhisselâmla Hananya, Azarya ve Mişaye Bâbil zindanına atılmışlardı.
O sırada, Buhtunnassar; bir rü'yâ görmüş, fakat, gördüğü rü'yada görüp de, kendisini şaşırtan şeyi unutmuştu.
Buhtunnassar, gördüğü rü'yadan, korkmuştu. Sihirbazlarla kâhinlerden, bunun yorumunu sormuşsa da, onlar, yoramamışlardı.
Danyal Aleyhisselâm, arkadaşlarıyla birlikte zindanda bulundukları sırada, bunu, işitti.
Zindancı; Danyal Aleyhisselâmın hal ve gidişatındaki güzelliği ve doğruluğunu görüp hoşuna gitmekte ve kendisine sevgi göstermekte idi. Danyal Aleyhisselâm, ona:
"Sen, bana bir iyilik yap: Sahibinizin katında aracı ol da, görmüş olduğu rü'yâyı, ona yorayım." dedi.
Zindancı, gidip Danyal Aleyhisselâmın dileğini, Buhtunnassar'a haber verdi. Bunun üzerine, Buhtunnassar, peygamber oğullarından Danyal Aleyhisse­lâmla üç arkadaşını huzuruna çağırdı.
Buhtunnassar'ın önünde, ona, secde etmedikçe, hiç kimse duramazdı. Fakat, Danyal Aleyhisselâm, onun önünde secde etmeksizin ayakta durdu.
Buhtunnassar, ona:
"Seni, bana, secdeden alıkoyan nedir?" diye sordu.
Danyal Aleyhisselâm:
"Benim bir Rabb'im var ki, bana, ilim ve hikmet verdi. Kendisinden başkasına secde etmememi de, bana, emretti. Ben, kendisinden başkasına secde edersem, Onun, bana verdiği ilmi, benden çekip almasından ve beni, helak etmesinden korkarım!" dedi.
Buhtunnassar; Danyal Aleyhisselâmın verdiği cevaba hayret etti ve:
"Evet! Secde yapma! Sen, ahdine vefa etmekle, çok iyi etmiş ve sana verilen ilmin şerefini yükseltmiş, gözetmiş oluyorsun." dedikten sonra: "Sende, şu gördüğüm rü'yânın ilmi ve yorumu var mıdır?" diye sordu.
Danyal Aleyhisselâm: "Evet!" dedi. Buhtunnassar:
"Görmüş olduğum rü'yâyı, sonra, bana isabet eden bir şeyden dolayı, unuttuğum, beni hayrette bırakan o şeyin ne olduğunu, bana, haber veriniz." dedi.
Danyal Aleyhisselâmla arkadaşları:
"Sen, o rü'yâyı, bize haber ver de, biz sana, onun yorumunu haber verelim." dediler.
Buhtunnassar:
"Ben, onu hatırlayamıyorum. Eğer, siz, bana, onu, onun yorumunu, haber vermezseniz, omuz kemiklerinizi, sökeceğim!" dedi.
Danyal Aleyhisselâmla üç arkadaşı, Buhtunnassar'ın huzurundan çıktılar.
Allah'a, dua ettiler. Tazarru ve niyazda bulundular. Kendilerine, yardım etmesini, sorulan şeyin öğretilmesini, dilediler. Yüce Allah da, onlara, sorulan şeyi öğretti. Onlar, hemen Buhtunnassar'ın huzuruna vardılar. Ona:
"Sen, bir heykel görmüşsün!" dediler.
Buhtunnassar:
"Doğru söylediniz!" dedi.
Danyal Aleyhisselâm ve arkadaşları:
"O heykelin iki ayağı ve iki bacağı: seramikten, iki dizi ve iki baldırı bakırdan; karn gümüşten; göğsü altından; başı ve boynu demirdendi!" dediler.
Buhtunnassar:
"Doğru söylediniz!" dedi.
Danyal Aleyhisselâmla arkadaşları:
"Sen, onu, hayretle seyredip durduğun sırada, Allah, onun üzerine, gökten, bir kaya saldı da, onu, ufatıverdi! İşte, sana, rü'yânı unutturan da, bu idi." dediler.
Buhtunnassar:
"Doğru söylediniz!" dedi ve: "Peki, bu rü'yânın yorumu, nedir?" diye sordu.
Danyal Aleyhisselâmla arkadaşları:
"Bu rü'yânın yorumu, şöyledir:
"Sana, kralların kudret ve tasarruf durumları gösterilmiştir ki, onlardan, bazısının kudret ve tasarrufu, bazısından, daha gevşek ve yumuşaktı."
"Bazısının, kudret ve tasarrufu, bazısından, daha güzeldi. Bazısının kudret ve tasarrufu da, bazısından, daha sert ve katı idi."
"İlk kudret ve tasarruf: Seramik olup o, kudret ve tasarrufun en zaifi ve gevşeğidir."
"Sonra, onun üstünde bakır olup o, öncekinden daha üstün ve daha serttir. Sonra, bakırın üstünde gümüş olup o, bakırdan daha üstün ve daha güzeldir. Sonra, gümüşün üstünde altun olup o, gümüşten daha güzel ve daha üstündür."
"En üstünde bulunan demir, senin kudret ve tasarrufundur ki, o, hükümdarla­rın en katısı ve kendisinden önce olanların en kudretlisidir."
"Senin görmüş olduğun ve üzerine, gökten Allah'ın salıp heykeli yere seren kaya ise, Allan'ın, (semâdan indireceği Kitapla) ahir zamanda göndereceği bir peygamberdir ki, o, hepsini ufatacak, emir, onun olacak, ona, varıp dayanacaktır!" dediler.
Danyal Aleyhisselâmın Buhtunnassar Katında Yüksek Bir İtibar Kazanışı:
Danyal Aleyhisselâm; Buhtunnassar'ın rü'yâsını, haber verdiği ve yorduğu zaman, Buhtunnassar, ona ve onun arkadaşlarına, çok ikram etti.
Danyal Aleyhiselâmı, sık sık, huzuruna kabul eder, yapacağı işleri, ona ve onun arkadaşlarına danışırdı.
Danyal Aleyhisselâmı, üstün mevkilere getirdi. Danyal Aleyhisselâm, Buhtunnassar'ın yanında, insanların en şereflisi ve en sevgilisi olmuştu.
Danyal Aleyhisselâm'ın Buhtunnassar'dan Sonraki Durumu:
Rivayete göre Buhtunnassar'la onun daha üstü olan Büyük kıral Lührasp öl­dükten sonra, yerine, Beştasp b.Lührasp geçmişti.
Beştasp; Şam ülkesinin harap bir halde bulunduğunu, Filistin toprağında vahşî, yırtıcı hayvanların çoğaldığını ve orada, insanlardan hiç kimse kalma­dığını işitince:
"Babil toprağında bulunan İsrailoğullarından, Şam'a dönmek isteyen kimse­ler, dönsün!" diye nida ettirmiş, Dâvud oğulları Hanedanından bir Zâtı da, onla­rın üzerine kıral yaparak kendisine, Beytülmakdis'i imâr etmesini ve Beytül-makdis Mescid'ini yapmasını emretmişti.
Diğer rivayete göre;
İran hükümdarı Behmen, Babil Valisi Ahşu Yereş'e yazı yazarak, İsrailoğulla­rına yumuşak davranmasını, kendilerinin, istedikleri yerlere gönderilmelerine, memleketlerine dönmelerine müsâade edilmesini ve kendilerinin seçecekleri kim­seyi, başlarına koymasını emretmişti.
Danyal Aleyhisselâm'la Hananya, Azarya ve Mişayel, Beytülmakdis'e gitmek için Ahşu Yereş'ten izin istemiş idiyseler de, izin vermeğe yanaşmamış ve:
"Benim yanımda, sizin gibi, bin peygamber bulunsa, ben, sağ oldukça, onlar­dan, bir tanesini bile, yanımdan ayırmam." demiş, Danyal Aleyhisselâmı, Devletin Kadılık işlerile birlikte kendisinin her işini yürütmeğe memur etmişti.
Hattâ, Buhtunnassar'ın, Beytülmakdis'ten aldığı, hazinelerde saklanan her şeyin çıkarılıp Beytülmakdis'i iade edilmesini ve Büytalmakdisin, onunla, yeniden ya­pılmasını da, ona, emretmiş ve yapılmıştı.
Enbiya Suretlerinin Danyal Aleyhisselâm Tarafından İpek Kumaşlara Çizilişi:
Âdem Aleyhisselâm, çocuklarından gelecek peygamberleri görmeyi, Rabb'ından dilemiş, Yüce Allah da, onların suretlerini, Cennet ipeklerinden kumaşlara, onun için çıkarttırıp kendisine indirmişti.
Bunlar; Âdem Aleyhisselâmın, güneşin battığı yerdeki Mahzeninde saklı bulunuyordu. Zülkarneyn Aleyhisselâm, onu, ele geçirdi. Âdem Aleyhisselâmın Mahzeninden çıkarıp Danyal Aleyhisselâma verdi. Danyal Aleyhisselâm da, onlara göre, bu sûretleri, ipek kumaşlara çizdi.
Danyal Aleyhisselâmın çizmiş olduğu bu suretler, Zülkarneyn Aleyhisselâmın ele geçirdiği suretlerin aynı idi.
Zülkarneyn Aleyhisselâm tarafından verilen suretlere göre Danyal Aleyhisselâmın ipek kumaşlar üzerine çizmiş olduğu, Âdem Aleyhisselâmdan, Muhammed Aleyhisselâma kadar olan bazı peygamberlerin suretleri, kraldan krala -tevarüs sûretile- geçerek Kayser Herakliüse kadar gelip erişmiş, o da, onları, sandığından birer birer çıkarıp Hz. Ebû Bekr'in Elçilerine göstermişti.
Danyal Aleyhisselâmın Vefatı, Cesedi Ve Kabri:
Danyal Aleyhiselâm, bir müddet, Bâbil'de oturdu. Bâbil'den ayrıldıktan sonra, Huzistan'ın Sus nahiyesinde kaldı. Orada, vefat etti. (Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!)
Kendisinin cesedi kabri Sus'tadır.
Yüce Allah; Hz. Ömer (ra)'in halifeliği zamanında Sus şehrini, Ebû Mûsâ El Eş'arî'nin eliyle feth etti. Ebû Mûsâ, Sus kralı Sabur'u, öldürdü. Sus şehrini, kuşattı. Şehirde bulunan şeyleri, Sabur'un mal ve mülklerini ganimet olarak aldı. Mal depolarını, dolaşıp onların içinde bulunanları, alırken, bir meydanda, kilitli bir depoya rastladı ki, deponun kilidi, kalayla mühürlenmişti.
Ebû Mûsâ, Sus halkına:

"Bu depoda ne vardır? Ben, onun kilidinin de, kalayla mühürlenmiş olduğunu görüyorum." dedi.
Sus halkı:
"Ey Emîr! Onun içinde, sana yarayacak bir şey yoktur!" dediler.
Ebû Mûsâ:

"Onun içinde ne olduğunu, muhakkak, benim, bilmem lâzım! Deponun kapısını açınız da, içinde ne vardır bir bakayım?" dedi.
Kilidi, kırdılar ve kapıyı açtılar. Ebû Mûsâ, depoya girip bakınca:
Uzun, havuz gibi oyulmuş bir taş ve içinde de, altun sırma ile dokunmuş bir kefenle kefenlenmiş, başı açık, ölü bir adam gördü!
Ebû Musa da, yanında bulunanlar da, ölü zatın boyunun uzunluğuna hayrette kaldılar. Sonra, onlar, onun burnunu, karışladılar. Bir karıştan fazla olduğunu gördüler.
Ebû Mûsâ, Sus halkına:

"Yazıklar olsun size! Kim bu adam?" diye sordu.
Sus halkı:
"Bu adam, Iraklıdır."
"Irak halkı, yağmurları kesildiği zaman, bununla tevessül eder, yağmurla su­lanmak isterler, yağmurla sulanırlarmış! Iraklıların kuraklığa uğramadıkları sırada, biz, yağmursuzluktan, kuraklığa uğ­ramışız."
"Iraklılara adam salıp onu vesile kılarak yağmur dileyelim diye bize, onu, yolla­malarını, istemişiz. Iraklılar, göndermeğe yanaşmayınca, yanlarında elli adam rehin bırakıp bunu, beldemize getirmiş, kendisile tevessül ederek yağmur dilemiş, yağmurla su­lanmışız."
"Kendisini, Iraklılara iade etmemek görüşüne varmışız. Kendisi de, ölüm döşeğine düşünceye kadar yanımızda oturmuş ve vefat etmiş."
"İşte, onun kıssası ve hali, böyle imiş." dediler.
Bunun üzerine, Ebû Mûsâ, Sus'ta bir müddet oturdu. Hz. Ömer (ra)'e bir yazı yazıp Sus şehrinden, Allah'ın, kendilerine nasib ettiği şey­leri haber verdi ve ölü zâtın işini de, yazısında, yazdı.
Yazı, varıp Hz. Ömer (ra) onu okuyunca, Eshabın Ulularını, yanına çağırdı. Onlara, ölü zat hakkında bir bilgileri olup olmadığını sordu. Onlardan hiç birinde, onun hakkında bir bilgi bulamadı.
Ancak, Hz.Ali (ra):
"Bu Zat, Danyal Hakîmdir. Kendisi, Resul olmayan bir Nebîdir. Eski zamanda, Buhtunnassar'ın ve ondan sonraki krallardan bazısının yanın­da bulunmuştu." dedi ve onun, başından sonuna ve vefatına kadar kıssasını an­lattıktan sonra:
"Sahibine (Ebû Musa'ya) yaz! Onun üzerine, cenaze namazını kılmasını ve onu, Sus'luların erişemeyecekleri bir yere gömmesini, kendisine, emret!" dedi.
Hz. Ömer (ra), bunu, Ebû Musa'ya yazdı. Yazısında:
"Onu, beyaz Kabatî bezinden kefene sar, ve kefene, koku sür. Üzerine, cenaze namazı kıl. Sonra, onu, peygamberlerin gömüldüğü gibi, göm! Malına, bak. Onu, Müslümanların Beytülmal'ına koy!" dedi.
Bunun üzerine, Ebû Mûsâ, Sus ırmağının yolunu, başka bir yola çevirip akıt­malarını, Sus halkına emretti. Sonra, Danyal Aleyhisselâmın üzerinde bulunan kefenden başka bir kefene sarılmasını, emretti.
Sonra, yanında bulunan Müslümanlarla birlikte onun cenaze namazını kıldı. Suyu çekilen ırmak yatağının ortasına kabrini kazdırıp, kendisini gömdürdükten sonra, ırmağı eski yoluna çevirterek onun üzerinden akıttı.Danyal Peygamberin Makamı - Mersin
Danyal Peygamber, 2. Babil Kralı Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşamış, Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. Rivayete göre; Babil Kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını görmesi üzerine İsrailoğulları'ndan doğan erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir. Bu nedenle Danyal Peygamber doğunca, ölümden kurtulması için dağ başında bir mağaraya bırakılmıştır.. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır. Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Danyal Peygamber'in Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk olmuştur. Bu nedenle Danyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce de Tarsus'ta şimdiki Makam Camisi olarak anılan yere gömülmüştür.
Hicri 17. yılında Hz. Ömer devrinde Tarsus fethedilince Danyal Peygamber'in mezarı açtırılmış burada büyük bir lahit içerisinde altın iplikle dokunmuş kumaşa sarılı uzun boylu bir ceset görülmüştür. Cesedin Yahudiler tarafından çalınmaması için, Hz. Ömer'in emri üzerine önceki yerine gayet derince defnettirilip üzerinden de Berdan Nehri'nden gelen ufak bir çayın suyunu kabrin üzerinden geçecek şekilde akıtıp hiç kimsenin kabre el sürmeyeceği şeklinde emniyete alınmıştır. Nitekim caminin son tamiratı sırasında çok derinlerde caminin arka ve alt kısmında suyun giriş yerinde gayet kalın ve gayet muntazam mazgal demirleri çıkmıştır. Danyal Peygamberin cesedi, bu mazgallardan geçen suyun çok aşağısındadır. Söz konusu alanda yapılan kazı sonucu mezar ortaya çıkarılmış ve çevre düzenlemesi yapılarak 2014 yılından itibaren Danyal Peygamberin Kabri olarak ziyarete açılmıştır.
Danyal Peygamberin Yüzüğü
Başından geçen maceraların sembolü olarak parmağındaki yüzüğün taşına biri erkek, biri dişi iki aslanın arasında bulunan genç bir çocuğun dişi aslan tarafından sevilmesi işlenmiştir.
Yahudi Mezalimi (28) Hz. Danyal’ın Peygamberimize olan sevgisi
Danyal Aleyhisselâm, Tevratta Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sıfatlarını okudukça peygamberimize karşı büyük bir muhabbet meydana geliyordu. Danyal Aleyhisselâm, Tevratta Efendimiz...

Danyal Aleyhisselâm, Tevratta Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sıfatlarını okudukça peygamberimize karşı büyük bir muhabbet meydana geliyordu. Memlekette kıtlık olduğunda kapısı çalınan Hz. Danyal, peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin hürmetine Allah'dan rahmet ve bereket isterdi
Danyâl Aleyhisselâm'ın Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretlerine büyük sevgisi vardı. Diğer peygamberler gibi. Danyâl Aleyhisselâm, Tevratta Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin sıfatlarını okudukça ona karşı içinde büyük bir muhabbet oluşuyordu. Bir gün duasında: Ya Rabbi benim defin işlerimi ümme-i Muhammed (s.a.v.) yapsın,"[1] diye Allah'a yalvardı. Allah duasını kabul. Danyâl Aleyhisselâm, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinden binlerce sene önce yaşamıştı. Onun defin işlerinin Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin ümmeti tarafından yapılması için sebep lazımdı. Çünkü biz sebepler âleminde yaşıyoruz. Allah, her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Danyâl Aleyhisselâm'ın defin işlerinin Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin ümmeti tarafından yapılmasının sebeplerinden biri de onun dualarının makbul olmasıydı. Duası makbuldu.
‘YAZIKLAR OLSUN SİZE’
Memlekette kıtlık olduğu millet gelir, Danyâl Aleyhisselâm'a yalvarırdı. Danyal Aleyhisselâm çıkıp dua ettiği zaman hemen yağmur yağardı. Danyâl Aleyhisselâm, Âhır zaman peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretlerinin hurmetine Cenab-ı Allah'dan rahmet ve bereket isterdi. Bir gün Huzistan'da büyük bir kıtlık olmuştu. Huzistan kralı, Bâbil kralına bir çok insanını rehin bırakarak; kendilerine dua etmesi
için Danyâl Aleyhisselâm'ı memleketine davet etti. Danyal Aleyhisselâm Tarsus şehrine geldi. Dua etti. Danyal Aleyhisselâm'ın duasının bereketiyle yağmurlar yağdı. Bereket oldu. İnsanlar zenginliğe kavuştular.
Danyâl Aleyhisselâm vefat etti. Huzistanlılar, Danyâl Aleyhisselâm defnetmediler. Onu toprağa gömmediler. Bir tabutun içine koyup; bir anbara yerleştirdiler. Ne zaman kıtlık olsa onun mübârek bedenini dışaya çıkarıyorlardı. Asırlar sonra Müslümanlar Huzistanı fethettiler. Hazret-i Ömer (r.a.)'ın halifeliği zamanında Tarsus şehrini fetheden Ebu Musa el-Eşarî Hazretleri, Sus kralı Sabur'u öldürdü. Krallığın mallarını ganimet olarak aldı. Krallığa ait mal depolarını dolaşırken, bir meydanda kilitli bir depoya rastladı. Deponun kilidi kalayla mühürlenmişti.
Ebu Musa el-Eşari Hazretleri sordu:
-"Bu depo da ne vardır?" Halk:
-"Onun içinde sana yarayacak bir şey yok," dedi.
-"Ben bu deponun kilidinin de kalayla mühürlenmiş olduğunu görüyorum," dedi.
Tarsus halkı
-"Ey emir gerçekten onun içinde size yarayacak bir mal yoktur," dediler.
Ebu Musa el-Eşari Hazretleri
-"Bu deponun içinde ne olup olmadığını görmem lazım. Faydalı olup olmaması ayrı bir konu!
Ebu Musa el- Eşari Hazretleri askerlerine seslendi.
-"Deponun kapısını kırın. İçinde ne var bakmamız lazım," dedi. Kapının kilidini kırdılar. Kapı açıldı. İçeride, uzun, havuz gibi oyulmuş bir taş ve içinde de altın sırma ile dokunmuş bir kefenle kefenlemiş, başı açık ölü bir adam gördü! Nur yüzlü bir adamdı. Sanki uyuyormuş gibiydi. Hayret etti. Ebu Musa el-Eşari Hazretleri, Tarsuslulara sordu
-"Yazıklar olsun size! Kim bu adam? Neden mezarda değil de buradadır? Ne zamandan beri bu haldedir? Tarsuslular: Bu adam Iraklıdır. Bundan belki bin sene önce ve ya daha fazla önce memleketimizden çıkan kıtlık üzerine, yerine elli adam rehin bırakılarak, buraya dua için getirilmişti. Sonra burada vefat etti. Atalaramız onunla tevessül etmek için toprağa gömmediler. Hakkında bütün bilgimiz bu kadardır," dediler.
Ebu Musa el-Eşari Hazretleri, Hazret-i Ömer (r.a.)'a mektup yazarak, durumu anlattı ve bu konu da ne yapması gerektiğini sordu.
Hazret-i Ömer (r.a.) Sahabeleri topladı.
Danyal Aleyhisselâm hakkında bilgilerine başvurdu. Hazret-i Ali Efendimiz (r.a.): Bu zat Danyâl Hakîm'dir. Kendisi rasûl olmayan bir nebî'dir. Eski zamanda, Buhtunnasr'ın ve ondan sonraki krallardan bazısının yanında bulunmuştu," dedi.
Sahabelerin sormasu üzerine; Hazret-i Ali Efendimiz (r.a.), Danyal Aleyhisselâm'ın bütün hayat hikâyesini anlattı.
Danyal Aleyhisselâm'ın kıssasının sonunda Hz. Ali (r.a.); Hazret-i Ömer (r.a.)'a:
Sahibine (Ebu Musa el-Eşariye) yaz! Danyal Aleyhisselâm'ın cenaze namazını kılmasını ve onu Sus (Tarsus)luların erişemeyecekleri bir yere gömmesini kendisine emret!" dedi. [2]
SUYUN YATAĞI DEĞİŞTİRİLDİ
Hazret-i Ömer (r.a.), Ebu Musa el-Eşariy Hazretlerine yazdı: Danyâl Aleyhisselâm'ın Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Şeriatına göre yıka, Onu, beyaz Kebâtî bezinden kefenle, kefeninie koku sür. cenaze namazını kıl ve hiç kimsenin bilmiyece ve erişemiyeceği bir yere Peygamberlerin gömüldüğü gibi defnet. Malına bak onu Müslümanların beytü'l-malına koy!" dedi.
Ebu Musa el-Eşarî Hazretleri, Tarsuslulara: Şehrin içinde akmakta olan ırmağın yolunu başka bir tarafa çevirin, suyun yatağını değiştirin,"dedi.
Tarsuslular, kanal kazıdılar. Suyun yatağını değiştirdiler. İslâmi usul ile Danyal Aleyhisselâm, techiz ve tekfin işlemleri yapıldı. Namazı kılındı. Derenin ortasında çok derin bir mezar kazıldı. Danyal Aleyhisselâm oraya gömüldü. Sonra da suyun eski yatağında akıtılması emredildi. Danyal Aleyhisselâm'ın mezarının üzerine ırmak akmaya başladı.[3] Yahudilerden çok eziyet gören Danyal Aleyhisselâm, Yahudilerin kötülükleri yüzünden, çocukluğunu, gurbette geçir, gurbette büyüdü ve gurbette vefat etti.
HZ ÜZEYR’İN (A.S) DİRİLMESİ
Buhtunnasr, isrâil oğullarını Kudüs’ten sürgün ettiği Üzeyr Aleyhisselâm, çocuk denilen bir yaşta idi. Yıllarca sürgün hayatı yaşadıktan sonra, kırk yahut elli yaşında iken bir yolunu bulup, esâretten kaçtı. Memleketine geldi. Kudüs-ü Şerif’in yerlerinde otlar yeşermişti. Kudüs’te hayat ve şehirden hiç bir iz yoktu. Hazret-i Süleyman’ın[4] inşâ ettiği Mescid-i Aksâ’nın harabelerinin olduğu yere gitti. Merkebini bir yere bağladı. Göz yaşları arasında Mescid-i Aksâ’nın harabelerinin bulunduğu yeri tavaf etti. Şehri dolaştı. Hayattan eser yoktu.[5] Şehrin yanındaki bir bağa girdi. Bağ orman gibi olmuştu. Merkebini bir ağaca bağladı. Ağacın birinden taze incir, ve nar kopardı. Susuz kalmamak için, üzüm koparıp, sıkarak suyunu içti. Cenab-ı Allâh, Kur’an-ı Kerimde Üzeyr Aleyhisselâmı şöyle beyan etmektedir:
“Yahut görmedin mi o kimseyi[6] ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt-üst olmuş) bir kasabaya[7] uğradı:
Ölümünden sonra Allâh bunları nasıl diriltir acaba!” dedi.
Bunun üzerine Allâh onu öldürüp yüz sene bıraktı. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.”[8] İlâhî kaderin gereğince İsrâiloğulları çoğalmıştı. Kendilerine mahsus bir devletleri vardı. Güçlü ve kuvvetliydiler. Ruh dünyalarını aydınlatacak, kendilerine Hazret-i Musâ’nın şeriatını telkin edecek ve çocuklarını okutacak bir mürşid arıyorlardı.
ARANAN PEYGAMBER
Üzeyr Aleyhisselâm’ın uykuda olduğu ve günün birinde uyanacağı ve İsrâiloğullarını irşâd edeceğini, Cenab-ı Allah bazı Benî İsrâil nebî (peygamber)lerine bildimişti.[9] Mürşidsiz kalan İsrâiloğulları, Üzeyr Aleyhisselam’ı arıyorlardı. Şam ve Kudüs’ün eşrâfı, Üzeyr Aleyhisselâm’ı bulana mükâfat vaad etmişlerdi. Herkes Üzeyr Aleyhisselamı arıyordu. Zaviyelere bakıyorlardı. Mağaraları araştırıyorlardı. Giden ve gelen yolculara soruyorlardı. Kuytu yerlere gidip Üzeyr Aleyhisselâm’ı arıyorlardı. Millet peygamberini arıyordu. İsrâiloğulları, uçan kuştan, tozlayan tozdan, yabancı yolcudan, seher yelinden, aydan, güneşten ve yıldızlardan Üzeyr Aleyhisselâm’ı soruyorlardı. Üzeyr Aleyhisselâm bir ümitti. Üzeyr Aleyhisselâm bir ibretti. Üzeyr Aleyhisselâm bir mefküreydi.
Üzeyr Aleyhisselâm bir “Ba’sü ba’del-mevtti” yeniden dirilişti. Onunla İsrâiloğulları yeniden dirilecek ve kenidlerine gelecekti. Özellikle Üzeyr Aleyhisselam’ın oğulları ve torunları daima şuna ve buna babalarını ve dedelerini soruştuyorlardı.[10]
Üzeyr Aleyhisselâm ve merkebi tam yüz sene ölü kaldı. Cenab-ı Allah onu ve merkebini bütün mahlûkatın gözlerinden sakladı. Cenab-ı Allâh, sonra tekrar Üzeyr Aleyhisselâmı diriltti. Ve Ona sordu: Ne kadar kaldın? Dedi. Üzeyr Aleyhisselâm uyuduğu zaman kuşluk vakti idi. Uyandığı zaman akşam üstüydü. Güneş sararmıştı. Batmak üzereydi.[11] Üzeyr Aleyhisselâm:
Bir gün yahut daha az” dedi. Allâh ona:
“Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuktan sonra, tekrar dirilttik) Üzeyr Aleyhisselâm büyük bir hayretle etrafına baktı.
Cenab-ı Allâh ona şöyle dedi:
Şimdi sen (merkebinin)[12] kemikler(in)e bak, onları nasıl düzenliyoruz, dedi.
Üzeyr Aleyhisselâm merkebine baktı. Üzeyr Aleyhisselâm’ın gözleri önünde büyük bir hadise meydana geldi:
Çürümüş olan kemikler bir araya geldi. Sinir sistemi oluştu. Kemiklere et yeşerdi. Cenab-ı Allâh bir melek gönderdi. Melek, merkebe ruh üfledi. Merkep canlandı. Merkep hemen ayağa kalktı ve anırdı[13]: Durum kendisince anlaşılınca:
“Secdeye kapandı[14] ve Şimdi iyice biliyorum ki, Allâh her şeye kadirdir, dedi.”[15]
Üzeyr Aleyhisselâm ayağa kalktı. Etrafına baktı. Her taraf imâr edilmişti. İçinde olduğu bağ ekilmiş, sürülmüş ve bakımlı bir hâle gelmişti. Kudüs büyük bir şehir olmuştu. Eskisinden daha güzel ve daha büyük bir şehir. Üzeyr Aleyhisselâm merkebine binip şehre doğru yol aldı.